Suriye Üzerine

Özel kalemi sayın başbakanını aradı, telaş içinde,

– Sayın başbakanım ABD Büyükelçisi telefonda sizinle görüşmek istiyor.

– Hemen bağla.

– Sayın büyükelçi hatta, görüşün efendim.

-Alo! Sayın büyükelçi, nasılsınız? Sesinizi duymayalı uzun zaman oldu. Benim için ne büyük şeref. Bunu neye borçluyum?

– Sayın başbakan, biraz önce dışişleri bakanımızdan bir not aldım. Bunun sonucu olarak sizinle acil görüşmem lazım. Ne dersiniz sayın başbakan.

– Bir saat sonra sizi bekliyorum sayın büyükelçi.

– Sayın ABD başkanının sizden ufak bir ricası olduğunu söyledi. Sayın başkan uygun bir zamanda sizi arayacakmış. Ricasına gelince: Başkanım Büyük Ortadoğu Projesinin kaldığı yerden devamını istiyor. Bu meyanda sıranın Suriye’ye geldiğini, bunun için de atmış yıllık sadık müttefikimiz olan Türkiye’nin ABD’nin yanında yer almasının kaçınılmaz bir gereklilik olduğunu düşünüyor. Sizin çıkarlarınızın da bu yönde olduğu çok açık. Ziyaretimin sebebi bunu size duyurmaktı sayın başbakan. Planın ayrıntıları daha sonra size bildirilecek. İzninizle. Yapacak pek çok işim var. Bana müsaade.

diyerek el sıkışıp makamdan ayrıldı. Başbakan şaşkın, biraz düşündü, gözlerinde ve beyninde bir şimşek çaktı, bir ışık parladı. Bu işten en karlı çıkan kendisi olabilirdi. Irak’ın kuzeyini Türkiye’ye katabilir, böylece ülkesinin nazarında ölümsüzleşirdi. Diğer taraftan Beşar Esat’la olan çok özel ve güzel dostluğunu anımsadı. Aileleri ile birlikte geçirdikleri muhteşem tatil zamanlarını anımsadı. Mutlu oldu. Ama mesele çok başkaydı. Böyle büyük bir meselede dostluğunun ne önemi olabilirdi. “Dostluk başka, siyaset başka.” diye geçirdi içinden. Hele de ABD başkanı istiyorsa buna hayır demek asla yakışık almazdı. Derhal özel kalemini aradı. Bakanlar kurulunu toplantıya çağırmasını emretti.

Konuyu bakanlar kurulunda açıkladı. “Selamünaleyküm arkadaşlar.” diye başladığı konuşmasını, Esat rejiminin birkaç aya kalmayıp devrileceğini söyleyerek şöyle sürdürdü; “ABD başkanı operasyonun bizim önderliğimizde ve kontrolümüzde gerçekleşmesini istiyor. Biz de gereğini yapacağız. Bu büyük operasyonda ABD’nin yanında hatta önünde yer alacağız. Hazırlıklarımızı en kısa zamanda tamamlayalım. Konu bitmiştir arkadaşlar.” Toplantıyı terk etmeden son cümlesi şu oldu: “Ha! Şunu da açıkça ifade edeyim; Yüce Allahın izni ve yardımıyla inşallah üç ay sonra Cuma namazını Şam’da kılacağız. Ya Allah, bismillah” Toplantıdakiler, “Yaşasın sayın başbakanımız, yaşasın dünya lideri.” diye alkışladılar ve liderlerinin arkasından solunu terk ettiler.

Suriye’de iç savaşın başlaması bir hafta içinde gerçekleşti. Başbakanımız Esat’ı arayıp iktidarını isyancılara bırakmasını rica etti. Bir dost olarak kendisini uyarma gereği duyduğunu, aksi durumda kendisi için işlerin pek de hayırlı olmayacağını söyledi. Esat bu uyarıya çok şaşırdı, dostunun kafayı yemiş olabileceğini varsayıp bu saçma uyarıyı önemsemedi. Ama müthiş yanıldı.

ABD yönetiminin çağrıları üzerine pek çok ülkeden, Türk hükümetinin de göz yumması hatta açık, gizli desteği ile, maceraperest, işsiz güçsüz takımı, terörist ve radikal şeriatçı on binlerce genç Türkiye üzerinden Suriye’ye, Esat rejimini yerle bir etmeğe akın akın doluştu.

Suriye’deki gelişmeler hiç de beklenildiği gibi olmadı. Esat’a karşı çarpışan guruplar arasında birlik, beraberlik sağlanamadığı gibi onları kontrol etmek de mümkün olamadı. Her gurup kendi amacı için kendi planını uygulamaya koydu. İç savaş Irak’ı da sardı. Beşar Esat düşünüldüğü gibi hemen pes etmedi. Kısa sürede Suriye kan gölüne döndü. Zulüm ve kandan hayatları katlanılamaz olan, bir kabusa dönen halk çareyi bir an önce ülkelerinden kaçmakta buldu. Arap ülkeleri istemediğinden Suriyeli göçü dalga, dalga Türkiye’ye akmaya başladı.

TC. hükumeti önce olayı önemsemeyip göçmenlere, çok değerli bir misafiri ağarlar gibi, davrandı. Bir süre sonra sayıları milyonları aşıp, masraflar bütçede onarılamaz gedikler açmaya başlayınca ve bütün şehirlerin sosyal yaşamları göçmen istilasıyla altüst olunca feryatlar yükselmeye başladı. En baştaki yetkililer bile; “Bu olay bizim boyumuzu aştı. Artık bu yükü kaldıramıyoruz. Avrupa yardım etsin, BM yardım etsin, ABD yardım etsin. Bize para gönderin. Biraz siz de göçmen alın” diye sızlanmaya başladılar. Sayın başbakanımız Dışbakana; “Ne yapıp edip şu göçü durdurun, yeter artık uyku tünek kalmadı.” dediğinde o da; “Biz DURUN! diyoruz ama onlar durmuyor.” yanıtını verdi.

En sonunda bu işten karlı çıkamayacağını anladı. “Sen bunu nerden biliyorsun” derseniz. Maliye bakanlığından bir yetkilinin bir sohbette bana söylediklerinden. “Suriye olayında son durum nedir.” dediğimde şunları söyledi: “Sayın başbakanımızın hesapları tutmadı. Ülke olarak neler kaybetti, bir bilseniz?”

-O zaman söyle de bilelim.

-Geçtiğimiz hafta sayın başbakanımız sayın maliye bakanımızı saraya çağırtmış. Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

-Sayın bakan, bu Suriye meselesindeki iktisadi kazanımlarımızın neler olduğunu bana anlatır mısın?

-Madde madde arz edeyim sayın başbakanım:
1- Bizim Suriye’den çeşitli alanlarda iş almış çok sayıda firmalarımız vardı. Bu firmaların istihdam ettiği iki yüz elli bin Türk işçisini hesaba katmazsak, firmalar ülkeye yılda sekiş, on milyar dolar girdi önemsiz bir girdi sağlıyorlardı. Bu gelirimiz sıfırlandı. Buralarda çalışan işçiler işsiz kaldı. Ayrıca firmaların milyar dolarları bulan ekipmanları da orada çürümeye bırakıldı.

2- Her yıl katlanarak artan sayıda gelen yüz binlerce Suriyeli turist şimdi gelmiyor. Buradan kaybımız birkaç milyar dolarcık.

3- Kontrollü olarak yapılan sınır ticaretinden beş, on milyar dolar gibi önemsiz sayılabilecek bir gelirimiz de artık yok. Bunun yerine, kontrolsüz biçimde bizden karşı tarafa akan mal ve gider oluştu.

4- Yüksek malumunuz olduğu üzere bu süreçte Suriye’den ülkemize iki milyonu aşkın göç oldu. Önemli olmamakla birlikte bunların barınması, beslenmesi, sağlık vb. hizmetleri için harcadığımız kaynak milyarları aşıyor.

Bir de Suriye’deki muhalif guruplara gönderdiğimiz silah ve mühimmat konusu var. Olay sonuçlanmadığından bunun maliyeti henüz çıkartılmadı efendim. Ayrıca toplumumuzda iktidarımız aleyhinde söylentiler çıkartılıyor. Yok bu iktidar sayesinde güneyde sınır güvenliği kalmamış, yok göçmenlerin Ege’de, Akdeniz’de boğulmalarına göz yumuluyormuş, yok efendim Suriyeliler yüzünden toplumsal ahlak bozuluyormuş, Yaralı ISİD militanları Türkiye’de tedavi ediliyormuş, gibi daha pek çok, gerçekle ilgisi olmayan şeyler.

-Yani ‘biz bu işten zararlı çıktık’ mı demek istiyorsun? Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan mı olduk diyorsun?

-Böyle bir şey demek benim ne haddime sayın başbakanım, taktir sizin. Ben sadece yüce makamınıza durumu arz ettim.

-Galiba yine kandırıldık.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...