Takıntı

Hükümetimizin Suriye politikasına kafayı iyice takmış bulunuyorum. ABD’nin yüksek irade ve arzularıyla Suriye’de Arap Baharı başlatıldığında, başta o günkü Başbakanımız ile Dışişleri bakanımız olmak üzere, yetkililerimiz keyifle ellerini oğuşturarak Türkiye’nin önünde açılmaya başlayan nurlu ufuklardan söz ediyorlardı. Osmanlı zamanında zaten bizim olan Suriye yakında yine bizim olacaktı. Başbakanımız Beşar Esat’la her ne kadar can ciğer aile dostu olsa da, yaz tatillerini iki aile birlikte geçirseler de böyle önemli bir konuda bu tarz dostlukların esamisi düşünülemezdi. Ülkenin çıkarları bunu gerektiriyordu. Hem bu fırsat Ortadoğuda Osmanlının ihyasının ilk adımı olabilirdi. “Belli mi olur, bakarsın bir gün İslam aleminin hem imparatoru, hem halifesi olurum.” diye geçirdi aklından.

Suriye’de işler kızıştı. Esat’ı devirmek için dünyanın bilinen belli başlı terör örgütleri Suriye’ye doluştu. Her örgüt, geçim derdinden başka bir uğraşı, amacı olmayan birkaç köyü, karşı çıkanları öldürerek işgal edip kendisine bir alan yaratarak işe başladı. Hükümetimiz ayrım yapmaksızın bu terör örgütlerine yiyecek, giyecek, ilaç, her türlü silah ve mühimmat yardımı görevini severek üslendi. Ayrıca bu örgütlere katılmak üzere, dünyanın pek çok ülkesinden ipini koparmış ne kadar El-Kaide, Taliban, Bokko Haram vb. gibi islamcı terör örgütü sempatizanı, suç işlemiş adalet kaçkını ve maceraperest varsa Türkiye üzerinden Suriye’ye geçmek için Türkiye’de toplanıyordu. Ülkemiz yöneticilerinin yüksek misafirperverliklerinden çok olumlu etkilendiler. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra değerli istihbaratımızın da yardımları ile sınırlarımızdan güle oynaya Suriye’ye geçtiler. Örgütler hakimiyet alanlarını genişletmek için birbirlerine de saldırmaktan geri durmadılar. Her ne sebeple olursa olsun, yaralananları güney sınırlarımızdaki hastanelerimizde tedavi etme görevi de devletimizin asli görevi addedildi. İslam’ın bayrağını en yüksekte dalgalandıracağını, yer yüzünde gerçek islamı egemen kılacağını ilan eden bir örgüt yaptığı katliamlarla adını dünyaya duyurmayı başardı. Kısaca IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) diye ünlenen örgüt işgal ettiği yerlerde esir aldığı asker, sivil insanların kafasını kesiyor, ciğerini söküp yiyor, karnını deşiyor, kafalarını kesip bayrak yapıyor, top oynuyor.

Örgütlerin bu zulmüne ve savaşın sıkıntılarına da fazla dayanma gücü gösteremeyen, can güvenliği tümden yok olan Suriye halkı çareyi ülkeyi terk etmekte buldu. Bunun için en uygun ülke de Türkiye’ydi. Suriye halkı akın akın sınırlarımızdan giriş yapmaya başladı. Önce kontrollü olan girişler bir süre sonra serbest hale dönüştü. Başlangıçta yetkililerimiz, “Başımızın üzerinde yeriniz var, sizler bizim aziz misafirlerimizsiniz, hoş geldiniz.” diye karşıladılar gelenleri. Onlara uygun bölgelerde prefabrik kentler, çadır kentler kurduk. Her türlü gereksinimlerini karşıladık. Hatta kendi insanımıza sağlayamadığımız sağlık, güvenlik hizmetlerini sağladık.

Kendi ülkelerinde hiçbir zaman göremedikleri bu hüsnü kabul onları o kadar mutlu etti ki ülkelerinde kalan akraba, eş, dost kim varsa onlara da haber salıp bir an önce Türkiye’ye gelmelerini sağladılar. Artık Türkiye’nin sadece sınır illeri, kasabaları değil bütün kasaba ve şehirleri Suriye’li doldu. Hatta Başta Bodrum olmak üzere Ege kıyılarından ve Edirne üzerinden Avrupa’ya taştı. Yani uzun lafın kısası, biz Suriye’ye girme planları ve hayalleri kurarken Suriye bize girdi.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...