AKP Neden Demokrasi İstesin Ki?

Sizce AKP iktidarı ülkemizde gerçek anlamda bir Demokratik Yönetimin var olmasını ister mi? Aklı başında olan, birazcık mürekkep yalamış ve gerçek demokrasinin ne olduğunu bilen birisinin bu soruya ‘evet’ demesi akla ziyan bir yanıt olur. Bunun için o kadar çok neden var ki, say say bitmez. Örneğin;

Gerçek bir demokraside zaten yüksek olan toplumsal bilinç düzeyi giderek daha da yükselir. Bu durum ise AKP zihniyetinde olan yönetenlerin hiç de işine gelmez. Bilinçli bir toplumda çok güçlü Sivil Toplum Örgütleri vardır. Bu örgütler hak ihlallerine göz yummazlar, bunu yapmak isteyenlere karşı çıkarlar, başkaldırırlar. Barış içinde, bir arada, karşılıklı sevgi, saygı, hak ve ödev bilinci yerleşmiş olarak, korkusuzca, gelecek endişesi duymaksızın yaşamak isterler. Devlet ihalelerinde şeffaflık isterler. İktidarın her türlü harcamalarının denetlenmesini isterler. Yönetenlerin keyfi işlemlerine, tasarruflarına şiddetle karşı çıkarlar. Bağımsız yargı isterler. Yasaların herkese eşit uygulanmasını isterler. Kadın erkek eşitliği isterler. Her alanda, her türlü haklarının güvence altında olmasını isterler. Dış ülkelere karşı ülke çıkarlarının korunmasını isterler. Özerk üniversiteler isterler. Özgür sendikalar isterler. Özgür medya isterler. Halkın haber alma özgürlüğüne karşı olan tavır ve davranışlara göz yummaz, izin vermezler. Çağdaş eğitim isterler. Sağlık hizmeti isterler. Kişisel özgürlüklerine, yaşam biçimlerine, inançlarına, etnik yapılarına dokunulmasına asla izin vermezler. Yönetenlerin ayrıcalıklı olmalarına fırsat vermezler. Ülkeyi babalarının çiftliği gibi yönetmelerine göz yummazlar.

Şimdi bir de bizim ileri demokrasimizin nasıl işlediğine bakalım. Yöneten konumuna gelebilmek için yapabileceğin her türlü alavere, dalavere, üç kağıt, düzenbazlık, yalan, dolan, hırsızlık, ahlaksızlık mubahtır. Seçilmeyi ya da hedeflediğin mevkiye, makama gelmeyi başarmışsan artık sana karada ölüm yok demektir. Elde ettiğin makamı korumayı ve daha yükseklerine ulaşıp oralarda uzun süre saltanat sürmeyi sağlamak çok da zor olmaz. Bir kere halkın bilinçlenmesini önlemek için eğitim düzenini değiştirirsin. İnsanların dünya işlerinden çok ahiret işleriyle meşgul olmasını sağlayacak İmam Hatip okullarını çoğaltırsın. Halkın gereksiniminin okuldan çok , cami olduğunu tekrarlarsın her yerde. Sonra, her beş on evin bulunduğu mahalde bir cami yaparsın. Çağdaş eğitim yerine Kuran kurslarını çoğaltır, yaygınlaştırırsın. Buraları ibadethane olmaktan ziyade partinin propaganda üslerine dönüştürürsün. Ülkenin en önemli sorununun başörtüsü sorunu olduğunu bıkmadan anlatırsın cemaate. Kadınların, kızların başını, kıçını örtersin. Her yolu, her yöntemi deneyerek onların, kendi uydurduğun İslami kurallar çerçevesinde yaşamalarını sağlarsın. İbadethane adı altındaki bu yerlerde bol, bol ‘uyusun da büyüsün’ nutukları atarsın. Artık bundan sonrası kolaydır.

Toplum, tadını dahi bilmedikleri özgürlükleri gelenek, görenek düşmanlığı olarak algılar. Hatta birçok kişisel hak ve özgürlüğü dinsizlik, din düşmanlığı olarak görmeye başlar. Daha iyi bir yaşama layık olduklarını, bunun olmasının kendi ellerinde olduğunu söyleyen muhalefet lider ve sözcülerini iktidardakilerin telkin ve iftiraları sonucu düşman olarak görürler. Onların ne dediklerini duymazlar, anlamazlar. Laiklik, Hıristiyanlığın İslamı yozlaştırmak için kullandığı bir silah olarak yutturulur. Medeni Kanun yerine mecelle hukukunun uygulanması sorun olmaz. Kocasının “Boş ol” demesiyle, hiçbir hak talep etmeden, boşanmış olan kadın, çoğu kez çocuklarıyla dımdızlak ortada kalabilir. Üç kuruşa muhtaç hale gelen büyük çoğunluk, sadaka gibi verilen birkaç paket erzakı, birkaç çuval isli kömürü çok büyük bir lütufmuş gibi algılar. Miras paylaşımı söz konusu olduğunda erkek kardeşlerin hediye ettiği bir bilezik, bir inek ya da birkaç koyun karşılığı babanın mirasından feragat eden kız kardeşler toplumda giderek çoğalır. Kadınlar tam anlamıyla kocalarına tabi olduklarından oylarını onun isteği yönünde kullanırlar. Çocuklarını iktidarın istediği kafa yapısında yetiştirirler.

Bilerek, isteyerek cahil bırakılan halkın büyük çoğunluğu iyi kötü karnını doyurduğu, sırtını örttüğü ve derme çatma bir barınağa sahip olduğunda, hayatta kaldıkları sürece yönetenlere şükür duaları ederek onların sözünden çıkmazlar. Onları başları üzerinde taşırlar.

Bu bir kısır döngüdür. Bu döngüden kurtulmak sanıldığı kadar kolay değildir. Gelişmemiş, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin en büyük sarmalıdır bu durum. 1950 den bu yana batı anlamında bir demokrasiyi ülkemize getirebilmeyi başaramadık. Zaman, zaman gösterilen iyi niyetli çabalar AKP zihniyetinin yoğun karşı çabalarıyla etkisiz kaldı. Sonunda bu günlere kadar geldik. Artık ne yazık ki dünya bizi, giderek demokrasiden uzaklaşan bir Ortadoğu İslam ülkesi olarak görmekte. Ülkenin, iki bin yılının başındaki gelir düzeyinin birazcık üzerinde olduğu görüntüsü ise bence tamamen dünya konjonktürünün bir sonucudur.

Bu yazımın bir mizah yazısı olmadığının farkındayım. Bu sefer içimden böyle geldi. Rahmetli büyük usta Çetin Atlanın deyimi ile her şeye rağmen biz yine de “Enseyi Karartmayalım.”

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...