Alevi Açılımı

AKP, iktidar olduğu günden beri, bir türlü gerçekleştirmek istemediği Alevi açılımını gündeminden düşürmemeğe de özel bir önem gösteriyor. Aleviler nezdinde yaydığı –Her an açılım gerçekleşebilir- havası bu kesimi islim üstünde tutmakta, böylece de seçimlerde önemli ölçüde Alevi oyu devşirmekte çok işe yarıyor. Bu gariban toplum kesiminin azımsanamayacak bir bölümü de başta Tayip Erdoğan olmak üzere AKP yetkililerinin vaatlerini önemsiyor, oylarını götürüp AKP’ye veriyor. “Bunu nereden biliyorsun?” diyorsanız, şuradan biliyorum; Ülkemizde 20 ile 25 milyon arasında Alevi yaşıyor. Bu 15 milyon oy demektir. Bu oyların tümü CHP’ye gitse CHP tek başına iktidar olur. Bu olmadığına göre AKP, Alevilerden önemli miktarda oy alıyor demektir.

Alevilerin istismarı Tayipgiller döneminde en üst seviyelere çıkmış olsa da önceki iktidarlar da bu kesimi ezmekte, sömürmekte ellerinden geleni geri bırakmadılar. 1950’li yıllarda Menderes; “Aleviler bu ülkenin has evlatlarıdır. İktidarımız asla ayrım yapmayacaktır. Alevileri başımızın üzerinde taşıyacağız.” Tarzında meydan nutuklarıyla Alevi oylarının çoğunu almayı başarmıştı. Alevilere en büyük zararları ve kötülükleri dokunmuş olan Süleyman Demirel başkanlığında Adalet Partisi, Alevilerin Hacıbektaş soyundan geldiğine inandıkları Hacıbektaşlı Dede’lerini 1960- 1970’li yıllarda millet vekili adayı yaparak Alevi oylarını devşirmeyi başarmıştı. Özal’ın ANAP’ı da farklı bir yol izlemedi. Sonuç olarak Alevilerin talepleri hiç karşılanmadığı gibi, yüzyıllardır süregelen baskılar artarak sürdü.

AKP iktidara yürürken Alevileri çok umutlandırdı. Hemen komisyonlar kuruldu. Alevi ileri gelenleri ile çok önemli toplantılar yapıldı. Kamu oyuna Alevi Açılımı olarak duyurulan, Alevilere her türlü inanç ve ibadet özgürlüğünün verileceği havası yaratılan bu toplantılar 14 yıldan beri devam ediyor. Şimdilerde Davutoğlu hükümeti, Alevi açılımını yeni baştan ele alacakları, şu ana kadar sağlanan kazanımların üzerine yeni haklar sağlanacağı haberlerini havuz medyasından sık sık duyurmaktadır. Kamu oyu, bu haberlerin bir değeri harbiyesi olmadığını bildiğinden, artık üzerinde hiç durmamaktadır.

Pekala, Paralel Yapıya; “Ne istediniz de vermedik.” diyen bir iktidardan Aleviler ne istiyorlar da alamıyorlar? Bunu da dilimin döndüğünce ben açıklayayım: Konuyu çözmek için hükümet yetkilisi, Diyanet yetkilisi ve Alevi Dernekleri yetkilisi Diyanetin uygun gördüğü bir yerde toplanıyorlar. Alevi yetkiliye ne istediği soruluyor. O da; “Biz ibadetimizi Cemevinde yapmak istiyoruz. Cemevlerinin yasal bir statüye kavuşmasını istiyoruz. Hadi Cemevlerimizi kendi olanaklarımızla yapıyoruz. Cemevlerinin hiç olmazsa elektrik, su giderlerinin diyanetçe karşılanmasını istiyoruz. Diyanette temsil edilmek istiyoruz. Az da olsa bizim için bir bütçe ayrılmasını istiyoruz.” Bu ve benzeri talepler karşısında hükümet yetkilisi topu Diyanet yetkilisine atıyor. O da; “Cemevi de ne demek oluyor? Müslümanın ibadet yeri camidir. Cemevine resmi statü diye bir şey olamaz. Gelin ibadetinizi camilerimizde yapın. Bu yüce devletin 120 bin camisi, 150 binin üzerinde imamı var. Siz Müslüman değil misiniz ki cemevi safsatası peşinde koşuyorsunuz?”

“Sayın yetkili, bizim Müslüman olup olmadığımızı sorgulamayı bırakın. Bu ülkede yaşayan 20 milyonun üzerinde Alevi var. Bunlar bu ülkenin, görevlerini eksiksiz yerine getiren özbeöz vatandaşları. Bizim ödediğimiz vergiler neden sadece Sünni inancın hizmetinde? Neden 120 bin cami ve 150 bin imam bizim ödediğimiz vergilerle nemalanırken bize, devede kulak kabilinden olan isteklerimiz verilmiyor?”

“Ne demek bize verilmiyor? Camilerimiz bütün Müslüman kardeşlerimize açık değil mi? İmamlarımız, hocalarımız bütün Müslüman kardeşlerimize hizmet vermiyor mu? Cenazelerimiz Camilerimizden usulü dairesinde defnedilmiyor mu? Namaza geldiğinizde sizi kovan, karşı çıkan mı var?”

“Bu söyledikleriniz Sünni inanışının gerekleri sayın yetkili. Bizim ibadetimiz namazdan ibaret değil. Bunu camide yaptırmıyorsunuz. İbadet Tanrı ile kulu arasındaki bir iletişimdir. Bunun nasıl yapılacağı başkalarını ilgilendirmez. Biz çok şey istemiyoruz.”

“Siz neden bu muhteşem camilerimizi, namazımızı, orucumuzu, haccımızı, kısacası bu güzel dinimizi kabul etmeyip bir sapkınlık peşindesiniz, bana bunu açıklar mısınız? Yüce peygamberimizi inkar etmiyorsunuz, Kuranı da inkar etmiyorsunuz, kelime-i şehadet de getiriyorsunuz, yani Müslümansınız. O zaman derdiniz ne sizin, bu Müslüman toplumda nifak çıkarmak mı?”

“Sayın başkan hoca efendi, biz ibadetimizi kendi cemevimizde kendi usulümüzle yapmak istiyoruz. Biz tanrıya atalarımızdan gördüğümüz ibadetle yakınlaşmak istiyoruz. Bunun kime ne zararı var?

Olmaz efendim. İslamın ibadeti tektir, o da camide yapılır. Bunun dışında yapılanlar ibadet değildir, küfürdür, sapkınlıktır. Asla buna izin verilemez. Ayrıca neyin bütçesini istiyorsunuz? Din hizmetleri para için, menfaat için yapılacak bir hizmet değildir. Bu sadece gönül işidir. İdeal işidir. Sadece yüce Allah için, yüce peygamberimiz için, yüce kitabımız için ve mümin kardeşlerimizin mutluluğu için yapılır. İbadetinizin ne Kur’anda, ne Sünnette, ne de Müslümanlıkta yeri vardır. Cehennem ateşinde kavrulmak istemiyorsanız hemen dönün bu sapkınlıktan, camilere koşun, günahlarınızdan bir an önce arının. Tekrar ediyorum; İslamın ibadeti bellidir. Bunun dışında ibadet olmaz.

“Ama Müslüman alemi sadece Sünnilikten ibaret değil ki sayın başkan. Hambelisi var, Malikisi var, Şia’sı var, Vahabisi var, Selefisi var, Haricisi var, Caferisi var, var oğlu var. Bunların farklı ibadet biçimleri var. Bütün Müslümanların sizin ibadetinizi yapmasını nasıl istersiniz? Yani şimdi siz diyorsunuz ki TC. hükümeti ve onun yüksek din kurulu Diyanet İşleri Bşk. Cami dışında yapılan ibadeti kabul etmez, onu meşru görmez, ona asla cevaz vermez. Bu nasıl bir din anlayışıdır? Ayrıca bu ülkenin Laik bir cumhuriyet olduğunu unutuyorsunuz. Herkes istediği gibi inanır, istediği gibi ibadet eder, kimin doğru olduğuna da siz değil, sadece yüce Tanrı karar verir. Ortaya koyduğunuz bu temel üzerinde tartışmanın hiçbir anlamı ve faydası yok. Biz toplantıyı burada kesiyoruz.” diyerek Alevi yetkililer toplantıyı terk ederler.

Seçimden seçime hatırlanan Alevi açılımı, bu tarzdaki abuk sabukluklarla sabote edildiğinden, hiçbir sonuç alınamaz, ama gündemde tutulmağa devam edilir. Havuz medyası da Alevi açılımının, iktidarın en büyük başarılarından biri olduğunu iftiharla kamu oyuna her koldan pompalar: “Alevilerin bütün sorunları çözülüyor! İşte ileri demokrasi bu!”

Yaşasın ileri demokrasi!

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...