Bir Düşman Daha mı?

Biliyorsunuz, AKP 2002 yılında iktidara geldiğinde çevremizde bize düşman olan hiçbir ülke yoktu. Sadece, Kıbrıs yüzünden arada bir Yunanistan ile ufak sürtüşmelerimiz oluyordu. Başta Rusya olmak üzere İran, Irak, Suriye, İsrail, Bulgaristan, Moldova, Gürcistan gibi komşularımızla ekonomik ilişkilerimiz düşmanlarımızı çatlatacak düzeylere ulaşmıştı. Milyar dolarlar düzeyinde ihracatımız vardı bu ülkelere. Her sezon bu ülkelerden gelen turistlerle İstanbul’daki, güney illerimizdeki her biri yüzlerce, binlerce turist ağırlayan konaklama tesisleri tıka basa doluyor, kazandıkları paralarla turizm sektörü durmadan yeni turistik tesisler inşa ediyorlardı. “Oh be! dünya varmış” diyebileceğimiz bir sürecin başladığını umarak sevinmiştik.

AKP’nin olağanüstü öngörülü, basiretli politikaları sayesinde komşularımız birer, birer önce dostluklarını, arkasından ilişkilerini kestiler. İşin daha da vahimi, bu ülkelerin çoğu ülkemizi düşman ilan etti. Böylece onurlu, şerefli bir yalnızlığın içinde bulduk kendimizi. Coğrafyamızda sadece Suudiler, ve Katar emirliği ile görüşüyoruz. Çünkü sayın Büyük Reisin şimdilik, özellikle Suudi Kralları ile, eskiden Esat’la olduğu gibi çok samimi, dostane ilişkileri var. O kadarki, dış gezisini yarıda kesip, apar, topar 92 yaşında ölen kralın cenazesine koşmuştu. Somada 301 madencinin katliamında bile yas ilan etme gereği duymamış, bunun için bayrakları yarıya indirmek aklına gelmemişken Suudi kralı için yas ilan edip bayrakları yarıya indirtmişti.

Komşularımızdan dostumuz, müttefikimiz, ticaret ortağımız kalmayınca bizimki rotayı uzak ülkelere çevirdi. Önce, Rusya’dan kopan Türk cumhuriyetlerini denedi, oralardan olumlu bir sonuç alamadı. Çin’i, Kore’yi, Hindistan’ı denedi yüz bulamadı. En sonunda Güney Amerika Ülkelerini gözüne kestirdi. Yanına çok iyi eğitilmiş 100 kişilik koruma ekibini ve askeri kargo uçaklarına yüklediği zırhlı araçlarını da alarak, özel uçağıyla Güney Amerika’ya avdet etti. Kargo uçağı, üç günde 14000 km. yol kat ederek büyük reisle aynı gün Şili’ye ulaştı.

Sayın büyük reisin uçak kafilesi daha Şili’ye indiğinde Şili yetkililerinin ve halkının hoşnutsuzluğu belli oldu. Bu kadar tantanayı ve koruma ordusunu, zırhlı araçları gören Şilililer; “Biz yabancı bir ülkenin reisini korumaktan aciz bir devlet miyiz ki bize bu hakaret reva görülüyor?” diyerek durumu protesto ettiler. Bu hoşnutsuzluğun gölgesinde geçen görüşmeler haliyle ülkemize bir şey kazandırmadığı gibi Şili milletinin sempatisininn yok olmasını sağladı. Sayın büyük reisin Santiago’daki konuşmaları -kendi çalıp kendi oynadı- havasında geçti.

Aynı durum, aynı hava üç aşağı, beş yukarı Peru’da da tekrarlandı. Cumhurbaşbakanımızın ve beraberindeki heyetlerin temaslarından kayda değer bir sonuç çıkmadı. Ne siyasi destek konusunda, ne ticari konularda, ne de turizm alanında somut bir sonuç alındı. Peru’dan da eli boş uğurlanan büyük reis bütün umutlarını Ekvador ziyaretine taşıdı.

Daha önce ziyaret ettiği Şili ve Peru’daki temaslarını yakından izleyen Ekvador’lular sayın büyük reisimizin farklı davranmayacağını, farklı bir şey söylemeyeceğini bildiklerinden ülkelerine gelmesinin gereksiz olduğuna karar verdiler. Buna rağmen gelmekte ve konuşmakta kararlı olduğunu görünce Evador halkı büyük reisi sokakta protesto etme kararı aldı. Sayın Cumhurbaşbakanımız toplantının ve konuşmasını yapacağı binanın önünde kalabalık guruplarca kendisine de, o ülkeye de yakışmayan tezahüratlarla karşılandı. Korumalarının üstün gayretleri sonucu konuşma salonuna ulaşmayı başardı. Kürsüye çıkıp konuşmasına henüz başlamıştı ki, o da ne! Dışarıdaki protestocuların uzantısı toplantı salonuna kadar ulaşmıştı. Oturdukları sıralardan ayağa kalkıp, “Katil başkan, seni istemiyoruz, çek git ülkemizden, bizim ne sana verecek, ne de senden alacak bir şeyimiz yok. Hadi dışarı” diye tempo tutup bağırmaya başladılar. Gerek ülkemizde, gerekse gezdiği ülkelerde böyle bir durumla karşılaşmayı asla aklından geçirmeyen büyük reisi, korumaları derhal en iyi bildikleri yöntemlerle, yani Ekvador’lu protestocu hanımları, kollarını bükerek yere yatırıp sürüklemek suretiyle salondan dışarı attılar. Bu arada araya girerek olayı yatıştırmaya çalışan bir millet vekilinin burnunu kırmayı da ihmal etmediler.

Ekvador halkı gördüklerinden, duyduklarından çok rahatsız oldu. O kadar ki en üst düzeydeki yetkililer bile, nezaket kurallarını bir kenara bırakıp, büyük reisin korumalarının yaptıklarını asla doğru bulmadıklarını, Türkiye’yle ilişkilerini yeniden gözden geçireceklerini açıklamak zorunda kaldılar. Sonuçta Ekvador temasları da kelimenin tam anlamıyla bir fiyasko olmaktan öte geçmedi. Ayrıca iyi kötü dostumuz olduğunu düşündüğümüz bu ülkeyi de düşman saflarına katmayı başardık. Kutlu olsun, helal olsun.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...