Gök Taşı Vergisi

Çok değerli ve işbilir hükümetimiz yeni yılda pek çok malın ve hizmetin vergisini arttırdı. Memurun, emeklinin, işçinin maaşına, ücretine yaptığını söylediği üç kuruş zammı çaktırmadan, katlayarak geri alma başarısını sergiledi. Mesela bizim evde elektrik, su ve doğal gaz faturaları neredeyse ikiye katladı. Emlak vergisiydi, taşıt vergisiydi, harçlar, sigortalar. Aklına ne gelirse hepsi enflasyonun üzerinde arttırıldı. Marketlerde, özellikle gıda fiyatları uçmuş. Bir, iki ay önce 100 lirayla halledilen haftalık market alışverişi 150 liradan aşağı kurtarmıyor. Akaryakıta, sigaraya, alkollü içeceklere yapılan zamları saymıyorum. Çünkü bu mallara yapılan vergi zamlarını hiçbir ekonomik ölçüye vurmak mümkün değil. Normalde malın fiyatının %90’ı üretici ve dağıtıcıya, %10 civarındaki bir kısmının da vergi olarak devlete gitmesi gerekirken bizde bunun tam da tersi olduğu, yani bu ürünlere ödediğimiz paranın %90’ na yakınının vergi olduğunu ve bu uygulamayla dünyanın en önde gelen ülkesi olduğumuzu bilmeyen yok sanırım.

Geçtiğimiz yıl doğu illerimizden birisinde bulunan bir köyün arazisine bir miktar meteor yağmıştı hatırlarsanız. Köylüler, farklı olduğunu gördükleri bu taşların, nasıl olduysa değerli olduğunu öğrenmişler ve taşlardan bulabilmek için köyün arazisinin altını üstüne getirmişlerdi. Yaklaşık bir yumruk büyüklüğündeki taşlar, yabancılar tarafından 50, 60 dolar kadar bir para karşılığı satın alındığını duymuştuk. Doğal olarak bizim duyduğumuz bu haberi sayın devlet yetkilileri de duymuş. Vakit kaybetmeden sayın maliye bakanlığı bir genelge yayınlayarak ‘Gök Taşı Vergisi’ adıyla taşların satışından vergi alınacağını duyurmuştu. Gözünden hiçbir şey kaçmayan iktidarın sayın yetkilileri, devletimizin hazinesine çok önemli bir kaynak bulduklarını düşünmüşlerdi. Ne yazık ki taşların arkası gelmedi. Köylülerin günlerce, aylarca araziyi didik, didik, karış, karış aramalarına karşın toru, topu 40, 50 taş bulabilmişlerdi. O taşların satışından, köylülerden vergi alınıp alınmadığı bilinmiyor. Ama, nezih devletimizin nezih hazinesinin çok paraya gereksinimi olduğu herkesin malumu. Neden derseniz:

  1. Suriyeli sığınmacılara madem kapılarımızı açtık, onların yeme, içme, barınma, sağlık vb. harcamaları için milyar dolarlara gereksinim var.
  2. Her ne kadar yeni bir seçime daha epeyce zaman var olsa da ülke siyasetinin ne getireceği belli olmaz. Bu nedenle seçmeni islim üstünde tutmak gerek. Yani kömür, gıda paketi, para yardımlarının sürdürülmesi lazım.
  3. Aritmetik dizi boyutlarında artan örtülü ödeneklerin (hiçbir zaman hesabı sorulamayan harcamalar) bütçeden karşılanması gerekiyor.
  4. Dünyada eşi, menendi olmayan Beştepe Başkanlık Sarayımızın giderek artan masrafları var.

Daha bunlar gibi bir yığın zorunlu harcamaları yapmak için mevcut vergilerin zamlanması ve yeni vergilerin ihdas edilmesi (yaratılması) gerekli. Ancak ‘Gök Taşı Vergisi’ gibi hazinenin dişinin kovuğunda bile kalmayacak eften, püften vergiler yerine koyunca ses getirecek vergiler bulmak gerek. Örneğin benim aklımda bir tane var. Hava Alma Vergisi. Biliyorsunuz ki insan yemek gibi, su gibi temel gereksinimleri karşılanmadan yaşayamaz. Hava almak ise hepsinden önemli bir gereksinim. Ekmeksiz, susuz bir süre yaşarsın ama hava almadan birkaç dakika bile yaşayamazsın. Yurttaşlarımızın tamamı her gün muntazaman havalarını alıyor. Yer yüzünde artık karşılıksız hizmet kalmadığına göre hava solumanın da bir bedeli olmalı değil mi? Ülkemizde 80 milyona dayanmış nüfusun tamamı bu hizmetten yararlandığına göre her fert günde elli kuruş Hava Alma Vergisi ödese (ki şimdilerde 50 kuruşu dilenci bile kabul etmiyor.) sayın iktidarımız yaklaşık 15 milyar lira toplamış olur. Ama ben hükümet olsam toplamışken bunu 1 lira yaparım, harcamalarımı da arkasını, önünü düşünmeden rahat, rahat karşılarım. Sayın kıymetli yetkililerimize verdiğim bu akıl için hiçbir talebim de yoktur.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...