Amerika Bu, Türkiye Değil ki!

Ünlü müslüman boksör Muhammet Ali’nin ölümü Amerikan halkını ve müslüman alemini üzdü. Uzun yıllar dünya boks şampiyonluğunu elinde tutmuş olan Muhammet Ali hem Amerikalı zencilerin, hem de müslüman aleminin gurur kaynağı oldu. Boksu bıraktıktan sonra da iyi, gerçek bir müslüman olarak yaşadı. Diğer din ve inançlar karşısında müslümanlığın güzel yüzünü göstermek için önemli çabalar gösterdi. İnsanlığın barış içinde yaşaması için çalıştı. Bu nedenle ölümü Amerika’da ve özellikle de İslam dünyasında büyük üzüntü yarattı.

Bu derin üzüntüyü yüreğinde taşıyan asrın liderimiz sayın cumhurbaşbakanımız yanına eşini, damadını, diyanet başkanını, özenle seçtiği gazeteci ve diğer mühim şahsiyetleri kendi (devletin) özel uçağına doldurup cenaze törenine onur konuğu olarak katılma düşünce ve hayalleriyle ABD ye uçtu. Uçağa binmeden önce ve uçaktayken çok önemli proje ve hayalleri vardı. Amerika’da asrın liderimiz olarak karşılanacak, cenaze töreninin organizasyonunda görüşleri alınacak, namazda en ön safta yer alacak, cenazenin başında bizzat Kuran okuyacak ve diğer müslüman ülkelerden cenazeye katılan zevata Muhammet Ali’yi, onunla ne kadar yakın olduklarını hatta onu kendisinin müslüman yaptığını, hedefleri farklı olsa da M.Ali’nin de kendisi gibi İslam’a büyük hizmetleri olduğunu ve İslam’ın yeryüzünü aydınlatan bir barış dini olduğunu, bütün İslam ülkelerinin barış, huzur ve refah içerisinde, kardeşçe yaşayarak dünyamıza nasıl güzel bir örnek teşkil ettiğini anlatacaktı. Kabe-i şerifin örtüsünden kesip götürdüğü kumaş parçasını tabutun üstüne serecekti. Obama sarayına davet edecek, orada dünya meselelerini konuşup önemli kararlar alacaklardı. Ayrıca cenazeye katılan ülke liderleriyle de bir araya gelecek, onlara BM de daha aktif olmaları gerektiği talimatını verecek, dünyanın beş’ten büyük olduğunu söyleyecekti.

Önce kafasında, sonra programında bunları tasarlayan sayın dünya liderimizin düşündükleri gerçekleşmedi. Terslikler hava alanında başladı. Koskoca Amerika, koskoca dünya liderimizi ve yanında götürdüğü seçkin heyetini karşılamayı unuttu. Sonra cenaze evine ulaşabilme fırsatı bulamadı. Cenaze namazının organizasyonunda kendisinin fikri alınmadığı gibi en ön safta kendisinin hakkı olan yer verilmedi. Kim olduğu anlaşılamayan, sıradan insanlarla saf tutmak gibi bir aşağılamayla karşı karşıya bırakıldı. Taşımayı kurguladığı tabutun yanına bile yaklaştırılmadı. Hazırladığı o müthiş konuşmadan tek satır bile söyletmediler. Hatta müslüman M.Ali’nin cenazesinde bir yahudi hahamının konuşmasına bile izin verildiği halde, ne kendisi ne de yanında cenaze ayinini yönetsin diye götürdüğü, diyanet işleri başkanı hazırladıkları dua ve Kuran ayetlerini okuyabildiler.

Bütün bu olanlar çelik gibi sinirleri olan sayın asrın liderimizin bile sinirlenmesine sebep oldu. Bakanlarını ve heyetinin ileri gelenlerini topladı. Durum değerlendirmesi yaptı. “Sevgili eşim, bakanlarım, diyanet başkanım, ben bu işten bi şey anlamadım. Anlayan varsa serçe parmağını kaldırsın. Telefon konuşmalarımızda Obama ile ne kadar canciğer, kuzu sarması olduğumuzu sizler de biliyorsunuz değil mi, söylememe gerek yok. Her konuşmamızda beni ve İngilizcemi öve, öve bitiremez. Şimdi buradaki şu hale bak yahu. Adam sanki bizi hiç tanımıyor. Ulan ben burada Yalova kaymakamı mıyım? Sen kim oluyorsun da bana numara çekiyorsun? Bu alenen cumhurbaşkanına hakarettir. Bu konuda da savcılarım gereğini yapacaklardır. Yarın cenazenin defnedilişinde de böyle bir durumla karşılaşmam mümkün olabilir. Onun için bu ülkede daha fazla kalmanın bir anlamı da, yararı da yok bence. Otelinize gidin, valizlerinizi toplayın. Bugün Amerika’yı terk ediyoruz. Koskoca Türkiye cumhurbaşkanına yapılan bu hakaret karşılıksız kalmayacak, bunu tez zamanda ABD’ye misliyle ödetmezsem bana da RTE demesinler. Hadi hepimize hayırlı yolculuklar.” Konuşması biter bitmez önde ve arkada bir yığın koruma aracı eşliğinde oteline hareket etti.

Bu talihsiz ve kazanımsız gezinin bütçeye maliyetinin 3 milyon dolar civarında olduğu söyleniyor. Pek çok kimse bunun çok gereksiz, neredeyse suya atılmış bir para olduğunu ifade ediyorlar. Ben öyle düşünmüyorum. Asrın liderimizin Türkiye’nin şu kasvetli, acılarla dolu, her gün bombaların patlatıldığı, her gün şehit analarının feryatlarıyla çınlayan, savaş alanına dönmüş havasından, eşi ve yakınlarıyla iki günlüğüne bile olsa uzaklaşıp farklı bir hava teneffüs etmesi sizce önemsiz mi? Umduğumuzu bulamamış olsak da bu gezinin ülkemiz adına çok yaralı olduğunu savunanlardanım.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...