Komşularla İyi Geçinmeye Alışmak

AKP iktidara geldiğinde Yunanistan ve Öcalanı koruyup, kolladıkları dönemlerde Suriye ile olan ufak tefek anlaşmazlıkları saymazsak, hiçbir komşumuzla sorun yaşamıyorduk. Hepsiyle de siyasal, ticari, insani ve askeri ilişkilerimiz son derece iyi bir düzeyde seyrediyordu. Hatta bazı komşularımızla yapılmış olan özel antlaşmalar sayesinde avantajlı durumlarımız söz konusuydu.

AKP iktidara geldikten bir süre sonra RTE kendini, dünya olaylarını yöneten, yönlendiren bir konumda görmeğe başladı. Ortadoğu’da, başta ABD olmak üzere batının planladığı Büyük Ortadoğu projesinin hayata geçirilmesini yürekten benimsedi ve batının kendisine biçtiği proje eş başkanlığı görevini büyük bir mutlulukla üstlendi. İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Daha önce şiddetle karşı çıktığı batının Arap ülkelerine müdahalesine ön saflarda destek verme kararı aldı. Libya ve Tunus’tan sonra Suriye’de de birkaç ay içinde Esat’ın devrilip kendi kontrolünde yeni, Sünni bir devletin kurulacağına kesin gözüyle bakmaya başladı. Bunun gerçekleşmesi için, zaten sevmediğini her fırsatta ortaya koyduğu Atatürk’ün -Yurtta barış, Dünyada barış- ilkesini bilmezlikten gelerek Suriye iç savaşını, başka bir deyişle dünyanın her tarafından ipinden kurtulup, Türkiye üzerinden Suriye’ye doluşarak orada ortaya çıkan terörist guruplarını her bakımdan destekledi. Sırf Esat’la savaşıyorlar diye PKK’nın Suriye kolu olan PYD’yi dahi destekledi. Müslümanlıkla uzak, yakın ilişkisi olmayan IŞİD denilen canavar bir terör örgütüne her türlü desteği gizli, açık sundu. Sonuç olarak ülkeyi içinden çıkılması mümkün olmayan, ateş içinde çırpınan bir konuma getirmeyi başardı.

Çevremizde, boğuşmaktan halsiz düştüğümüz terör olaylarında bize yardım edecek tek bir komşumuz kalmadı. Daha önceki bir yazımda anlattığım gibi bütün komşularımızla papaz olduk. Her gün patlayan bombalar, her gün artan şehit cenazeleri, ayrıştırılmış toplumsal yapı, giderek daralan ticari ilişkiler ve daralan ekonomik alan iktidar destekçilerinde bile hoşnutsuzluk homurdanmalarına yol açtı. AKP’nin önemli kişileri bile gidişatın iyi olmadığını, zararın bir yerinden dönülmesi gerektiğini yüksek sesle dillendirmeye başladılar.

Asrın liderimizin her gün, çoğunluğunu çeşitli yollarla kapı kulu yapmayı başardığı, televizyon kanallarında boy gösterip kendisini eleştirenlere en yüksek perdeden nasıl tehditler, küfürler ve elindeki devlet gücünü kullanarak nasıl baskılar kurduğuna, muhaliflerini nasıl sindirdiğine tanık olduk. İçerde bunu hala yaptığını her fırsatta, her gün bol, bol görüyoruz, yaşıyoruz. Önceleri sinirlerimizi hop, hop hoplatan bu durumlara artık alıştık galiba. Eskisi kadar bunlara duyarlılığımız kalmadı. İnsan zaman içinde her şeye alışıyor, bizde alıştık. Asrın liderimiz, her ne kadar başkan olamadıysa da, şu an bulunduğu makam, mevcut rejimin en üst makamı. Ama o hala hırçın, hala ayrımcı, baskıcı, hala kışkırtıcı. İnsana insan gibi yaklaşmaya bir türlü alışamıyor.

Komşularımızla ilişkilerimizde son birkaç aydır gözle görülür, elle tutulur değişiklikler görmekten mutlu olduk. Sayın asrın liderimiz kendi elleriyle bozduğu iyi komşuluk ilişkilerinin düzeltilmesi gerektiğini şimdi anlamış görünüyor. Diğer bir deyişle komşularımızla iyi geçinmek gerektiğine kendisini alıştırmağa gayret ediyor. Bu da ülkece bizi sevindiriyor. İnşallah kendi ülkesinin insanlarını da birbiri aleyhine kışkırtmaktan, ayrım yapmaktan, düşman, vatan haini görmekten vazgeçip onları sevmeye alışır. Yani insanı sevmeğe alışır. Bunu ummak hakkımız değil mi?

Bu yazımı da aklıma gelen bir fıkra ile bitirmek istiyorum: Bir yörenin Derebeyi maiyetiyle birlikte hayli geniş olan topraklarında dolaşıyormuş. Bir ormanın yanından geçerken açık arazide kurulmuş çadırları görüp atını o yana sürmüş. Çadırların arasından ilerlerken bir çadırın kapısının önünde sepet ören, yirmi yaşlarında güzel bir kadın görmüş. Yaverini yanına çağırıp kulağına eğilerek; “Şu sepet ören kadını çok beğendim. Ne yap et bu kadını benim için ayarla. Yarın dönüşte bu iş bitmiş olsun.” Emrini vermiş. Yaver el altından kadının kimin nesi olduğunu araştırmış. Bütün varlığı, henüz iki yaşında dişi bir ayı olan ve bu ayısını oynatarak para kazanan bir genç adamın karısı olduğunu öğrenmiş. Oturup uzun, uzun düşünmüş ve kendince bir çözüm bulmuş. Sabah erkenden o çadıra gidip kadının kocasını bulmuş. Bir kenara çekerek; “Bak delikanlı, biliyorsun bu araziler bizim derebeyin. Sizlerin buralara konup göçmenize bir şey demiyor. Bu gün öyleye doğru derebeyimiz yine buraya gelecek. Çadırları inceleyecek. Derebeyimiz sizlere çok hoşgörülü davranır biliyorsun. Ama bir büyük sorun var. Beyimizin bir garip huyu var. Dişi ayı gördü mü onunla sevişme arzusuna karşı koyamıyor. Bununla kalsa iyi. Ayıyla seviştikten sonra çekip silahını ayıyı öbür dünyaya gönderiyor. Senin de dişi ayın varmış. Buraya geldiğinde ayıyı mutlaka görür. Gerisini bilemem, sen düşün.” Delikanlı şaşkın, üzgün. Tek geçim kaynağı olan ayısını kaybetmek onun için ölümden beter. Yalvaran bakışlarla yaverin gözlerine bakar; “peki ben ne yapayım şimdi, bana bi akıl ver. Kulun kölen olayım.” deyince yaver; “Ayını al ormana git, akşama kadar da orda kal.” der.

Delikanlı denileni yapar, ayısı ile ormanın içinde kaybolur. Uzunca bir süre ormanda oyalandıktan sonra; “Her halde derebeyimiz obaya gelip gitmiştir, döneyim artık.” Diyerek yedeğindeki ayısı ile çadırına döner. Çadırın kapısını aralayıp bakar. Yerde derebeyi ile karısı sarmaş dolaş sevişiyorlar. Delikanlı büyük bir sevinçle; “Hah şöyle, bırak ayıları da insana alış böyle, insana.” der.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

İsmail İlhan hakkında
1940 yılında Yozgat’ın Köçek Kömü Köyünde beş çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olarak doğdu. İlkokulu üçüncü sınıfa kadar kendi köyümüzde eğitmenle okudum. İlkokulun kalanı ile orta öğrenimimi Yozgat’ta tamamladım. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Bölümünü bitirdi. 1976 da Dr., 1982 de Doç., 1987'de Prof. oldu. 6 adet mesleki ve bilimsel kitap ile çok sayıda bilimsel makalesi yayınlandı. 2007 yılında emekliye ayrıldıktan sonra Bursa Belediyesi Türk Sanat Müziği Konservatuvar’ını bitirdi. Keman çalıyor, beste yapıyor ve öykü yazıyor.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...