Sensin Tiyatro!

Şimdi bu darbe nedeniyle hükümete laf atanlara seslenmek istiyorum, yok darbe tiyatrosuymuş da, işin içinde başka iş varmış da bilmem ne. Dallamaya bak, sensin lan tiyatro. Ben bir darbe girişimini bastırsam ilk iş ne yaparım diye düşünüyorum? Bu tiyatro konusu da hazır kendiliğinden gündeme gelmişken vallahi ben olsam herhalde ilk iş olarak gider tiyatrocuları işten atarım. Adı üstünde lan, oyuncu. Oyun içinde oyun var bunlarda. Yani burada benim hükümete bir tek itirazım olabilir, o da bugüne kadar bu tiyatrocuların neden işten atılmadığı noktasında. Yani illa bir darbe girişimi olması mı lazım lan, bu tiyatrocuları sepetlemek için?

Darbenin en temel dayanağı olan tiyatro meselesini hallettikten sonra sıra elbette edebiyatçılara geliyor. Ben olsam istisnasız hepsini içeri atarım lan, dışarıda durdukları her saniye zarar oğlum bunların. Hem bizim vergilerimizle yapılmış duble yolları aşındıracaksın, hem de abuk sabuk hikayelerle toplumu zehirleyeceksin, yok öyle üç kuruşa beş köfte. Efendim yirmi beş tane kitap yazmış da falanca ödülünü almış. Bak 15 Temmuz’un üstünden neredeyse bir ay geçmiş, bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanı için kısa da olsa bir methiye niye yazılmıyor lan? Oğlum sizin kalemleriniz niye hep ihanete çalışıyor? Yemin ediyorum şu yazdıklarım bile kâğıt israfı, illa sayfa sayfa yazmak mı lazım bu adamların içeri tıkılması için? Eğer hapishanelerde yer yoksa hırsızları çıkartıp bunları koyun lan. Hırsız dediğin en fazla üç kuruş para çalar, edebiyatçılar öyle mi? Toplumu zehirleyen kitapları yazanlar hep bunlar. Sen bir hırsızı yakalayıp ahlakını düzeltmekle uğraşırken, edebiyatçı dediğin kişiler komple toplumun ahlakını bozuyor lan. Bak bunların gizli bir sloganı vardır aralarında: Bir kitap okudum ve hayatım değişti. Al işte, en büyük darbe bu değil mi lan? Sen niye değiştiriyorsun oğlum insanların hayatını, rüyasında bile kuru fasulye yiyen adamı neden kendi boyundan büyük düşler içine bırakıyorsun? Şerefsiz.

Darbe gününden beri ajansları izliyorum. Hadi ilk gün ortalık karışıktı ama ikinci gün oldu, üçüncü gün oldu, bir haber yok. Bir aydır her saat Aslı Erdoğan içeri alınmış mı diye haberlere bakıyorum ama tık yok lan. Neyse ki dün bu hatadan dönülmüş. Yani bir darbenin üzerinden otuz gün geçtikten sonra mı içeri alınır oğlum yazarlar, çizerler? Böyle bir ihmal olabilir mi? Bazıları da aklı sıra hükümeti kandırmanın peşinde, yok “Fethullah Gülen’in İadesi”, “Darbeci Generalleri Atayanların Kim Olduğu”, “AKP’li Eski Bakanların FETÖ’cü İcraatları” gibi konular açıp hedef saptırmaya çalışıyorlar. Tabii asıl amaç edebiyatçıları unutturmak. Lan oğlum generalle, atamayla, KPSS’yle, AKP’li bakanla ne ilgisi var darbenin? Aslı Erdoğan gibi romancılar dışarıda serbest gezerken bunlarla uğraşılır mı lan? Artık yeter beyler, birbirimizi kandırmayalım, hepimiz biliyoruz ki bu işler hep şiirle romanla başlar, tankla tüfekle biter. Edebiyatçıları dışarıda olan bir toplumda dirlik düzen kalır mı oğlum?

Darbeleri üç ayaklı bir masa gibi düşünebilirsiniz. Bu masanın birinci ayağı tiyatro, ikincisi edebiyat, üçüncüsüyse gazeteciliktir. Bu üç ayağı kestiniz mi, darbeciler göt üstü yere oturur. Ben bu noktada hükümetimizin çok doğru bir hamle yaparak hem gazeteleri kapattığını hem de gazetecileri içeri tıktığını görüyorum. Özgür Gündem de neymiş lan? Oğlum bu gazeteler niye kapanıyor diye değil, niye bugüne kadar açık kaldı diye sormamız lazım değil mi lan bizim? İlla gazete okuyacaksan Posta Gazetesinden Haydar Dümen’i oku, daha oynak bir şeyler istiyorsan Hürriyet’te Ertuğrul Özkök var. Yok daha da eğlenceli bir şey istiyorsan git Ahmet Hakan oku lan.

İşin bir de ekonomik yanı var. Hep birlikte düşünelim: Darbeye ekonomik olarak en ağır darbeyi ne vurur? Tabii ki özelleştirme. Darbecilerin en büyük korkusu ahanda budur. Hükümet çok isabetli bir kararla, derhal Türk Tarih Kurumundan Türk Dil Kurumuna, AOÇ’den TRT’ye kadar yüzden fazla kurumun özelleştirilmesi için harekete geçmiş. İşte budur lan dedim duyar duymaz. FETÖ’nün darbe girişimine belki de en anlamlı yanıt bu noktada verilmiş oldu. Deyim yerindeyse göt gibi kaldı adamlar. “Vay sen misin milletin meclisini vuran, o zaman ben de meclisi satıyorum, şimdi nereyi vuracaksın” gibisinden. Sağ gösterirken, sağ vurursun ya da en kötü sol değil mi? Bizimkiler sağ gösterip sonra pantolonunu indiriyor, öyle değişik, öylesine beklenmeyen bir hamle. Biz buna pokerde “battı balık yan gider” manevrası deriz. Yani “Sen kimsin ki lan, bu milletin varlıklarına göz dikiyorsun, madem bunlarda gözün var, aha ben de bunları üç kuruşa satıyorum” diyor. Şimdi bundan sonra darbe planı yapacaklar iki kere düşünsün. Oğlum, devlete ait bir şey kalmayınca sen kime nasıl darbe yapacaksın bir kere? Diyelim darbeyi yaptın, bildiri okumaya TRT’ye gidiyorsun, TRT o tarihte özelleşmiş olacağından belki de sen gittiğinde haber stüdyosu, erotik film stüdyosuna dönüşmüş olacak. Oğlum sen üniformanla kim bilir ne hallere düşeceksin lan orada. Eskiden olsa yok darbeciler TRT’yi ele geçirdi, yok AOÇ’yi zapt ettiler diye üzülecektik, ama şimdi öyle mi lan? Artık hepsini satacağız, bundan sonrasını vatan hainleriyle darbeciler düşünsün.

Hükümetin geç kalmış ancak doğru hamlelerinden bir diğeri de Haydarpaşa Garının satışıyla ilgili. Oğlum darbe girişimi sırasında gördük, artık bu işler öyle köprüyle, tankla, uçakla falan olmuyor, darbe için en az iki vagonlu bir tren, bir tane de istasyon lazım. Bu anlamda Haydarpaşa Garı satılırsa çok önemli bir güvenlik sorunu da ortadan kalkmış olacak. Darbecilerin el kolu bağlı kalacak, lojistik anlamda çökecekler. Benim Haydarpaşa ile ilgili söyleyebileceğim şey “Yetmez ama Evet”. Bu noktada benzer tarihsel yapıların ‘bundle’ edilerek satılması, iki alana bir bedava gibi promosyonlara gidilmesi neden düşünülmüyor oğlum? Hiç mi ticaret bilginiz yok lan? Böyle bir köşede bekleyerek satılır mı lan bu eski binalar? Azıcık bağırsanıza oğlum.

Şimdi son olarak asimetrik savaş veya gayrinizami harbin en önemli unsurlarından birisi olan psikolojik savaş konusuna geliyorum. Darbenin hazırlandığı yer olan Kuleli Askeri Lisesinin yerine bir AVM yapılıp, gelirlerinin Ağaoğlu’yla Cengiz İnşaat tarafından cukkalanması darbecilerin psikolojisini iyice bozacak, onları yeni bir plan yapmaktan uzak tutarak, yıldıracaktır. Darbecileri göt edecek, bir numaralı hareket işte budur. Yani biz katiyen bu devletle baş edemeyiz noktasına gelmesi lazım bu darbecilerin. Bunun için de rant, duble yol, AVM ve TOKİ işlerinden bir adım bile geri adım atmamak çok önemli. Bu arada biraz orman gidebilir ama vatan tehlikedeyse gerisi teferruattır. Beğenmeyen de başka ülkeye gitsin lan.

Yazımı küçük ama küçük olduğu kadar da sevimli bir uyarıyla bitirmek istiyorum. Barolar Birliği Başkanımız büyük Atatürkçü Metin Feyzioğlu “Zatı âliniz, bu işgal girişiminin püskürtülmesinde liderlik görevi yapmıştır, sizi ekranlarda görünce yüreğimiz ferahladı” falan diyorsa da, ben Sayın Cumhurbaşkanımızdan, Metin Feyzioğlu gibi kişilere çok güvenmemesini istirham ediyorum. Mümkünse Ak Saray’a da fazla yanaştırmasınlar bunları. Yani amatör sayılabilecek tiyatrocuları işinden atıp, siyaset sahnesinin en profesyonel tiyatrocusu, salonların en çevik Atatürkçüsüyle aynı karede fotoğraf çektirmeye gerek var mıydı?

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...