40. Geleneksel Terörün Kökünü Kazıma Günleri

Kendimi bildim bileli kazıyorlar. Bu terör denen meret nasıl kök tutmuşsa artık, bir türlü kurumuyor lan. Yani yirmi yıl üstten cımbızlasan, sonra on yıl da altlardan yolsan anlayacağım. Diyeceğim ki şimdiye kadar hiç kazınmamıştı kökü diye ama siz kırk yıldır zaten kazıyorsunuz lan. Kafayı kazıtsaydım bu kadar, ne saç kaldıydı geriye, ne deri.

İşin doğrusunu söylemek gerekirse ben bu sert tavırlara bayılıyorum, böyle birisi gelip de “Yüz günde terörün kökünü kazıyacağız” dedi mi içimin yağı eriyor. Mesaj net, süre kesin, sonuç açık. Hele “Teröre karşı tavrımız net” demiyorlar mı, başa alıp yeniden izliyorum yeminle. “Evet beyler brüt tavırların dönemi bitti” diyorum içimden, “Bundan sonra artık netiz”. Gerisini onlar düşünsün. Kırk küsur yaşımda herhalde yirmiye yakın İçişleri Bakanı görmüşümdür. Bakın yeminle söylüyorum ben bu ülkede daha yumuşak bir İçişleri Bakanı görmedim. Hepsi de çatık kaşlı, hepsi son derece kararlı. İçlerinden birisi de ‘biz teröre göz yumacağız’, ‘gelişmesine destek olacağız’ falan demedi. Geldikleri gün kazımaya başladılar, ta ki gittikleri güne dek. Bakanlıktaki son günlerinde bile usturayı bir saniye bırakmadılar yere. Vatandaş desen o da on numara. Devletine inancını zerre kaybetmeyen, bir kere olsun soru sormayan inançlı bir kalabalık. “Bu nasıl iştir lan, kırk yıldır kazıya kazıya bitiremediniz” demiyor. Yeni İçişleri Bakanı gelince hemen kulak kesiliyor. Ne zamanki o sihirli sözcük dökülüyor bakanın ağzından vatandaş da rahatlıyor, büyük bir güven duygusuyla arkasına yaslanıp “Terörün kökünü kazıyacakmış, bu seferki” diye sağda solda övünerek anlatıyor.

Ya gazeteler, onlar farklı mı vatandaştan, kırk yıldır ne zaman bir terör olayı olsa bütün gazeteler manşetlerinde birlik mesajlarıyla çıkıyor: ‘Türkiye tek yürek’, ‘Vatan bölünmez’. Gazetelerden görüyoruz, iktidarla muhalefet hemen bir araya geliyor, toplantılar yapılıyor, tüm millet merak içinde bekliyor acaba ne çıkacak diye. Hükümet değişiyor, bakan değişiyor, bir tek mesaj değişmiyor, hep ustura çıkıyor sabaha kadar süren uzun toplantılardan: “Yarından tezi yok, kazımaya başlıyoruz terörün kökünü”.

Kazıma döneminde tercih edilmeyen iki kavramdan biri sabır, diğeri müsamaha. “Artık müsamaha gösterilmesin” diyor mikrofon uzatılan vatandaş, “Bu sefer hakikaten kazınsın kökü bu meretin”. Devletin yanıtı gecikmiyor: “Artık müsamaha gösterilmeyecek. Sabrımız bitti.”

Bir gazeteci soruyor:

– “Efendim mesajlarınız net, peki planınız nedir, ne yapacaksınız?”

– “Planımız da net. Bu sefer kökünü kazıyacağız. Bugüne kadar sabrettik ama artık kimse bizden müsamaha beklemesin.”

Bunların bir de gözü pek destekçileri var ki onlar daha da nettir. Bunlar şehit kanı, Türkün gücü, askerin ocağı falan diye şiir gibi konuşurlar ama asıl ilgi alanları edebiyattan ziyade futbol, araba ve emlak işleridir. Eğer terör eylemleri futbol keyiflerini kaçırırsa çok ama çok daha sert olabilirler. Bunlar siyasilerden daha da pratiktir, öyle yüz gün, altı ay falan istemezler, maksimum süreleri üç gündür. Yani ver bunlara devleti üç günde çözerler terörü, idamdan girer, benzin bidonundan çıkar, gerekirse atom bombasına kadar giderler. Öyle tavizsiz, öyle kararlı kişiler. Şehitlerin bünyelerinde yarattığı stresten futbol ve emlak satışı yoluyla kısa sürede kurtulabildiklerinden her daim güçlüdür bunlar. Masaya yumruğu kor daha sen barış demeden cevabını verirler: “Ne barışı lan, kardeşimi şehit eden kahpeyle barış olur mu?” diye. “Peki abi, nasıl yapalım, sen nasıl uygun görürsün?” dediğinde, büyük ve gizemli gerçeği size sunarlar: “Bunların kökünü kazımak lazım.” Sonra da susarlar. Kolay mı lan, düşünmüş taşınmış, aramış bulmuş. Bir es verecek tabii bu büyük buluştan sonra.

Vatandaşın ve devletin bu büyük buluşmasından sonra nihai karar açıklanır. Sabır tükenmiş, müsamaha dönemi bitmiştir. Bunun ilk göstergesi olarak barış diyenler terörizmi övmekten hapse atılır, soru soranlar suçlanır, ayrık otları temizlenir. İçişleri Bakanı beklenen açıklamasını yapar. Bu sefer devlet millet el ele vermiştir. Bu sefer öncekilerden farklıdır. Bu sefer karar verilmiş, kılıçlar çekilmiş, geri dönülmez yola girilmiştir. Tansiyon yükselir, herkes kulak kesilir ve bakan kararlılık içinde açıklar: “Bu sefer kökünü kazıyacağız”.

Seferberlik gibidir terör kazıma günleri, hiçbir konuda birleşmeyenler bile bu konuda uzlaşır. Sağcılar, solcular, milliyetçiler, sosyal demokratlar, işçiler köylüler bir araya gelir. Çok satan sözde solcu bir yazar, terör saldırısında öldürülen bir görevli için “Şehidim Sen Ölmedin” diye kahramanlık sözleriyle dolu, herkesi ağlatan bir yazı yazar. Aynı akşam teknesinde rakısını içerken akıllı telefonundan bakar, yazım çok okunmuş mu diye. Çok okunur yazısı. O aşkla hemen yeni bir yazı yazar. Terör sevici, soru sorucu, barış adı altında vatan satıcıları tek tek deşifre eder. Dolar taşar imza günleri. Bir okuru sorar “Falanca Bey, peki bu sorunu nasıl çözeceğiz?” Kaşlar yukarı kalkar, kısa bir düşünme arasından sonra akıllara durgunluk, düşmanlara yorgunluk veren o açıklama gelir: “Masum vatandaşla teröristi ayırıp sonra hiç müsamaha göstermeden terörün kökünün kazınması lazım”.

Lan oğlum bu adamlar kırk yıldır daha standart kazıma yapmayı öğrenememiş, kılla tüyü ayırarak nasıl kazıyacak? Hem sizden müsamaha bekleyen mi var, zaten herkes “kazıyın gitsin” demiyor mu? Sen niye adam gibi kazımıyorsun. Kazımayla gelmiyorsa kökünü çekip, lazerle kurutup niye bitiremiyorsun oğlum terörü, dünyadaki diğer ülkeler yapıyor da sen niye onlar gibi yapamıyorsun?

Bu arada yeni bakan da “Terörün kökünü kazıyacağız” demiş.

Ne diyelim: Herkese hayırlı tıraşlar!