Tehlikenin Farkında mısınız?

Bugün, ülkemizdeki sosyal demokrat hareketi yok edebilecek büyüklükte, çok önemli bir tehlikeden söz etmek istiyorum. Biliyorsunuz bu arkadaşlarımızın temel tepki verme biçimi Change.Org’dan kampanya imzalamak ve Facebook’tan Atatürk’ün sözlerini paylaşmak şeklinde oluyor. Onuncu Yıl Marşı mı yasaklandı, hemen bakıyorum Change.org’da bir kampanya başlatılmış, binlerce imza toplanmış. İşte budur diyorum. Çocuklar okulda tecavüze mi uğramış, hemen bakıyorum ki ben gelmeden imzalar toplanmış da kampanya kapanmış bile. Öylesine organize, öyle tez canlı, öyle korkusuz bir hareket.

Arada bir ufak tefek hatalar yapılsa da bu eylem tarzı her şeyi çözüp düzeltebiliyor. Diyelim ki “İlla biri barajı aşacaksa HDP değil Vatan Partisi aşsın” dediği için Sözcü Gazetesinden Yılmaz Özdil’in yönlendirmesiyle son seçimlerde oyunu Perinçek’in Vatan Partisi’ne verdin. Bugün MHP hükümetin kucağına çadır kurmuş vaziyette, Perinçek de aynı kucağa oturabilmek için “Hükümet bizim hükümetimizdir” diyerek AKP ile MHP’ye koalisyon öneriyor. Yani Yılmaz Özdil ve ileri görüşlü Türk milliyetçilerinin sayesinde senin oylar başkanlık binasına harç oldu. Olsun, sakın üzülme. Unutma senin iman dolu göğsün gibi imza siten var. Başkanlığa karşı başlatılan kampanyaya atarsın imzanı olur biter. Unutulur diğer hatıralar.

Doğrusunu isterseniz ben de ilk önceleri küçük bir şaşkınlık yaşadım. Ülkemizdeki rejim değişikliği söz konusu olunca önce içimi bir korku kapladı ama bilgisayarımdan change.org’a girince hemen dağıldı gözümün önündeki kara bulutlar. Evet, her şey tahmin ettiğim gibiydi. Yürekli bir kardeşimiz sabahın köründe bilgisayarının başına geçmiş ve direniş fitilini tutuşturan o kampanyayı başlatmıştı. İçim rahatladı. O rahatlıkla hayallere daldım, on beş yirmi yıl sonrası geldi gözümün önüne. Belki de tarih kitaplarında şöyle bahsedilecekti bugünlerden:

“Türkiye’de bir rejim değişikliği söz konusu olmasına karşın halk derin bir uykuda gibiydi. İşte o gün G.L. isimli genç, tıpkı Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkması gibi gizlice mahallesindeki internet kafeye gitti. O gün belki de ilk kez İstanbul, İzmir ve Ankara karlar altındaydı. Toprak görünmez, yollar yürünmez olmuştu, ufukta belli belirsiz bir pırıltıyla ışıyan güneş bile artık kimseye umut vermiyordu. Ama kimse görmese, kimse bilmese de G.L.’nin bir bildiği, bir gördüğü vardı. G.L. cebini kontrol etti, beş parası yoktu, kafenin sahibinden on beş dakikalık izin istedi ancak Metin Abi, “Oğlum başlayacağım sizin on beş dakikanıza, paranız yoksa gelmeyin lan buraya” diyerek G.L.’nin yüzüne kapattı kapıyı. Eğer bu duruma tanık olarak müdahale eden Hamit Bey orada olup da konuşmayı duymasaydı belki bugün bu topraklarda bizler yaşamıyor olabilirdik. Hamit Bey G.L.’ye on lira vererek, sadece onun internet kafede bir saat kalmasını değil, atalarımızdan miras kalan bu topraklarda çocuklarımızın yaşayabilmesini de sağladı. İşte bir ulusun kurtuluş mücadelesi böyle başladı. O sabah Change.org’da başkanlık sistemine karşı açılan kampanya öğlen saatlerinde yüz bini, akşam olduğundaysa bir milyonu aşmıştı. Bir millet uyanıyor, gençler üzerindeki örtüyü savurup deyim yerindeyse iktidara karşı şahlanıyordu. Change.org kampanyasının ertesi günü gerçekleşen Facebook çıkartması ve bir hafta sonraki Twitter kuşatması ile artık milyonlarca kişinin katıldığı o şanlı direniş başlamıştı. Anayasanın maddelerinin kabul edildiği gün Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi tam iki milyon üç yüz elli bin kere paylaşılmıştı. Evet bu bir rekordu. Artık taşlar yerinden oynamış, tarih treni hareket etmiş ve düzen değişmeye başlamıştı. Artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti, Stalingrad direnişi gibi aylarca sürse de Türkler sonunda bu zaferi kazanacaklardı”.

Bunları hayal ederken gözlerim yaşardı, konuşmak istediğimdeyse sesimin titrediğini fark ettim. Belime de bir ağrı saplanmıştı. Sanırım bilgisayar karşısında çok oturmaktan belim yamulmuş ve kıçım ağrımıştı. Olsundu. En azından ülke kurtulmuştu. Bu ülke benim kıçımdan daha kıymetliydi. Ama işte bir anda aklıma o kötü düşünce geldi. Şeytan kulağıma “Ya cereyanlar giderse”, “Ya Change.org sitesi kapatılırsa” gibi şeyler fısıldayınca bir anda elim ayağım kesildi. Evet tarihi değiştirecek bir yol ağzındaydık ancak önümüzde çok büyük bir risk vardı. Eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek istemesem de bunu sormak zorundaydım: Ya bu site kapatılırsa, ya Facebook engellenirse, ya elektrikler giderse. O anı bir hayal edin lütfen, düşünün ki adamın birisi okulda çocuklara şiddet uyguluyor ve siz de hiçbir yere imza atamıyorsunuz, sizin ilelebet payidar kalacak dediğiniz rejim değişiyor ancak imza siteniz kapalı.

Sevgili sosyal demokratlar, tehlikenin farkında mısınız?

Burak Kaya95 Yazı

Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmaycak




Loading Facebook Comments ...