CHP’nin Atatürk’e İhaneti

Genelde en çok küfür çeken yazılar AKP ya da CHP eleştirileri oluyor. Küfür kısmını geçersek CHP’lilerin bu eleştiriler karşısındaki genel tutumu “Bu kadar kötülüğü biz mi yaptık, bu işin sorumlusu AKP’dir” anlayışı. Yani demek isteniyor ki “Bir ihanet varsa, bu ihaneti AKP yapmıştır, CHP değil; bir sözün varsa onu git AKP’ye söyle CHP’ye değil.”

Gerçek ise böyle değil, Atatürk cumhuriyetine ihanet eden parti AKP değil, CHP’dir. ‘Yiğidi öldür hakkını yeme’ demişler, AKP kadroları iktidara gelmeden önce de geldikten sonra da laiklik, Atatürk devrimleri ve kadın hakları gibi pek çok konuda görüşlerini açıkça belirtmişlerdir. AKP’nin pek çok yöneticisi Mustafa Kemal’in görüşlerine katılmadığını söylemiştir. Katılmak bir yana eğitimden yönetime kadar tüm alanlarda kıyasıya eleştirdikleri bu anlayışla savaşacaklarını da söylemişlerdir. AKP kadrolarının inançları ve görüşleri cumhuriyeti kuran kadroların görüşleriyle neredeyse taban tabana zıttır. Elbette iktidara geldikleri zaman da ülkeyi kendi düşüncelerine uygun şekilde yönetmişlerdir.

Atatürk’ün düşüncelerine ihanet eden parti CHP’dir. Özellikle Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemleri bu ihanetin doruk noktaları olmuştur. İktidarı denetlemekle yükümlü olan ana muhalefet partisi olarak hiçbir görevini yerine getirememiş, ülkenin bütün varlıklarının satılmasına engel olamamış, cumhuriyet kurumları dağıtılır, eğitim tümüyle imam hatip yetiştirme anlayışına evrilirken ses çıkaramamış, hukuk devleti yerle bir olurken, akademisyenler işten atılıp, üniversiteler basılırken sessiz kalmış, gazeteciler hapse atılırken çekimser, milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılıp hapse konulurken ise iktidardan yana taraf olmuşlardır.

Bir apartmanda işler kötü gittiğinde tek sorumlu apartman yöneticisi midir, denetçinin de en az yönetici kadar sorumluluğu yok mudur? Sürekli olarak “Yurttaşlarımız endişe etmesin”, “Vatandaşlarımız bize güvensin” diyerek cumhuriyet kurumlarını koruyacağını söyleyen CHP’liler hem bu sözü tutmayarak hem de insanların direnişini engelleyerek iki yönlü bir zarara neden olmuşlardır. CHP bugün iktidara yönelecek tepkiyi azaltıp cumhuriyetçileri sakinleştirmek ve AKP’nin politikalarına yardımcı olmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Dostlar alışverişte görsün misali elinde dilekçeyle falanca mahkemeye başvuran CHP’lilerin bugüne kadar mahkemelerden aldıkları doğru düzgün bir olumlu sonuç yoktur. Çünkü, 2002 yılında % 35’in altında bir oya sahip olan AKP, CHP’nin bekçiliği sayesinde, on beş yıl içinde mahkemeler de dahil olmak üzere devletin bütün kurumlarını ele geçirmiştir.

Dışarıdan bakıldığında AKP’nin de CHP’nin de hamurunda rant paylaşımı vardır. Partiyi bir arada tutan ana güç çıkar bağlantılarıdır. İki partinin arasındaki tek fark, bu rant paylaşımında AKP’nin dini değerleri, CHP’nin ise Atatürk’ü kendine siper etmesidir. AKP destekçileri nasıl Kuran’ı okuyup AKP’yi sorgulamıyorsa, CHP’liler de bir kez olsun gerçekten anlayarak Nutuk’u okumaz. Eleştirel görüşlere küfretmek, terörist demek, çamur atmak noktasındaysa iki partinin üyeleri benzerdir.

İstanbul’da yaşadığınızda bunu çok açıkça görebiliyorsunuz. Ankara’daki çorak araziyi Orman Çiftliğine çeviren, bahçesindeki tek bir ağacın hesabını bile soran Mustafa Kemal ile yeşil alanları inşaat firmalarına pazarlayan CHP belediyeleri arasında uzaktan yakından bir bağ yok. Daha bugün bile Albatros Parkına AVM yapmak için grup kararı alan CHP’li Büyükçekmece Belediyesi değil mi? Kozyatağı’nın park olabilecek en büyük arsasına AVM yapıp, adını Kültür ve Alışveriş Merkezi koyup Rönesans CEO’su Zafer Baysal’ın eşliğinde dönemin genel başkanı Baykal’a AVM açtıran CHP’li Kadıköy Belediyesi değil mi? Four Winds projesi ile Bağdat Caddesine kırk katlı bir canavar diken firmadan ikişer üçer rezidans alan, hazine arazisi üzerinde çeşitli dolaplar çevirip sonra da bunu partisinin genel başkanının kızı da dahil olmak üzere kendi yakınlarına dağıtan CHP’li Ataşehir Belediyesi değil mi? CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı göreve geldikten kısa süre sonra 5,5 milyon liraya bir villa almadı mı kendisine? Eleştirilere cevap olarak, “5,5 trilyon büyük bir şey değil, benim devlete bildirdiğim mal varlığı 52 trilyon” demedi mi?

Bugün Şişli’yi gezen birisi, ilçenin nasıl rant kurbanı olduğunu görebilir. Eğer göremezse 2005 CHP kurultayını izleyebilir. O kurultayda partinin genel başkanı Deniz Baykal elinde salladığı dosyalarla partisinin Şişli Belediye Başkanının nasıl rüşvet aldığını açıklamış, sonra da partililer tekme tokat birbirine girmişti. Cumhuriyetin tüm kurumları teker teker yok edilirken eli kolu bağlı oturan partililerin konu para ve koltuk olunca kıyasıya bir mücadele içine girip nasıl kavga edebildiklerini görmüştük. Rant muslukları aktığı sürece isterse Atatürk’ün tüm vasiyeti çöpe atılsın hiçbirinin zerre umurunda değil. Peki kongreden sonra partinin genel başkanı tarafından, isim verilerek, para miktarı verilerek, adres verilerek yolsuzlukla suçlanan Şişli Belediye Başkanı Sarıgül’e ne oldu dersiniz? Gezi Parkı sonrasına gelen ilk seçimlerde İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkan adayı oldu tabii ki. Hatırlarsınız, kendisi dönemin başbakanı Erdoğan’ın bir dünya lideri olduğunu söyleyerek çok centilmence bir seçim çalışması yürütmüştü.

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama gereği yok. CHP Atatürkçülerin oyunu alıp Atatürk’ün kurduğu bütün kurumlar ortadan kaldırılırken sessiz kalarak Atatürkçülere ve cumhuriyetçilere ihanet etti. Hiçbir CHP’li yirmi birinci yüzyılın başında yaşanan bu geri gidişte bizim sorumluluğumuz yok diyemez. CHP, iktidarı denetlemekle yükümlü ana muhalefet partisi olmanın ötesinde cumhuriyetin bekçisi olduğunu söyleyen tek parti. Ancak insanlardan cumhuriyeti koruma sözüyle oy almalarına karşın, cumhuriyetin yerle bir olmasına seyirci kaldılar. Bazı durumlarda daha da ileri giderek bu işlere ortak oldular. Diğer muhalefet partilerinin milletvekillerini hapse atmak isteyen iktidara destek çıktılar. Güneydoğuda yaşanan kıyıma sessiz kaldılar. Zaten seçim hileleri de CHP desteğiyle milletvekilleri tutuklanan bu bölgelerde gerçekleştirildi. Oy namussa kendisine verilen oyların yasadışı yöntemlerle gasp edilmesine seyirci kalan bir partinin onurundan söz edilebilir mi? Kendi namusuna sahip çıkamayan bir parti, cumhuriyete nasıl sahip çıkacak?

Genel başkan, CHP’nin kurumsal olarak, sokaklarda seçimin iptali için yürüyüş yapan yurttaşların arasında olmadığını söylüyor. Peki CHP kurumsal olarak nerede? 15 Temmuz’dan beri CHP kurumsal olarak Yenikapı mitinginde. İşin özeti budur.

Bugün Atatürkçüler yeniden Nutuk’u okusunlar ancak AKP’yi düşünerek değil, CHP’yi düşünerek. Nutuk’ta özellikle Osmanlı İmparatorluğunun İstanbul’daki Millet Meclisi çalışmalarının anlatıldığı bölüm, bugün ile büyük benzerlikler taşır. Mustafa Kemal, Meclis toplanmadan önce milletvekilleriyle görüşerek kendisinin Meclis Başkanı seçilmesinin önemini anlatır ancak bu kişiler konuyu bir kere gündeme getirmekle yetinerek hiçbir konuda ısrarcı olmaz ve Mustafa Kemal’i başkanlığa seçtiremezler. Mustafa Kemal’in Meclis Başkanlığından bir beklentisi yoktur, bu görevi gerektiğinde milleti bir ayaklanmaya çağırabilmek için istemektedir.

Milletvekillerinin işi savsaklaması üzerine Mustafa Kemal şöyle yazar: “Milletvekilleri, İstanbul’daki iç ve dış etkilere kapılarak, barışa yönelme gayesini ihmal edip, kölelik, mevkî kapma hırsı, kıskançlık, kuruntu vb. sebeplerle anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Arkadaşlarımız, çok sayıda milletvekilini içine alan bir çoğunluk sağlayabilmek için, kendi düşünce ve inançlarından sürekli olarak fedakârlık yapmışlar ve uysal olmak sevdasıyla, hükümet ve bilinen çevreler üzerindeki etkilerini büsbütün kaybetmişlerdir. Uyumsuzluk yaratmamak kaygısıyla bu davranışa devam edilecek olursa, milli davaya aykırı emellere ve türlü türlü ihtiraslara alet olunmaktan, milli meseleler aleyhinde kararlar alınmasına engel olunamamaktan korkulur. Bu duruma karşı alınacak tedbir şudur: Azınlıkta olsalar bile, ilkelerimize her bakımdan bağlı arkadaşlardan kurulu bir grupla yetinmek… Bunun sakıncası uysallıktan azdır. Hükümeti mutlaka düşürmek ve kesin mücadele durumuna geçmek gerekir.”

Mustafa Kemal’in bu sözleri bugünkü CHP için de geçerlidir. Anadolu’ya geçip halkı gösteri yapması için sokaklara davet eden Mustafa Kemal nerede, kazandığı seçimin hakkını aramaktan korkan bugünkü CHP nerede.

Mustafa Kemal’in çağrısı açıktır. Cumhuriyeti koruyacak güçler, mücadeleci kişilerle yetinmek ve uysalları defetmek zorundadır. Mücadeleye CHP’siz olarak devam etmek gerekiyor. CHP toptan bir teslimiyetin içine düşmüş durumda, falanca başa gelse de bir şey değişmeyecek. CHP ile zaman yitirmeden mücadeleyi halk tabanında birleştirecek güçlerin bir araya gelmesi gerek. Başka bir parti veya lider aramadan sendikalar, odalar, öğrenci birlikleri ve sivil toplum kuruluşlarının acilen bir araya gelerek bir üst kurul oluşturması ve halkı cumhuriyet değerlerini savunmak için direnmeye çağırması gerek.

Saadet Partisinin peşinde kendilerine yakışacak 2019 adayını arayan tüm CHP’lilere de başarılar diliyorum. Ekonomik krizlere, yabancı ülkelere, AKP’deki iç çekişmelere umut bağlayanlar da aynı CHP’liler gibi mücadele gücünü zayıflatıyorlar. Bu görüşleri tartışacak zaman bile yok.

Cumhuriyetçilerin tek bir çıkış yolu var: Teslimiyetçileri defedip, birlik halinde mücadele etmek.

Burak Kaya95 Yazı

Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmaycak




Loading Facebook Comments ...