Baykal

Bizim toplumda tuhaf bir ahlâk anlayışı var. Sağlığı yerindeyken bir kaşık suda boğmak istenen kişi hastalanır da yatağa düşerse, önünde neredeyse secdeye varılıyor. Hastalık ilerleyip de kişi hakkın rahmetine kavuşursa, dün ana avrat düz giden kişiler o anda ağıt yakmaya başlıyor. Hiçbir toplumda ölünün ardından ileri geri konuşulmasına hoş bakılmaz sanırım ama bu bizimki de bana biraz tuhaf geliyor. Yani ‘Bu kadar seviyorsan o eski haller neydi?’ ya da ‘Eskiden sevmiyordun ise şu anki ilginin kaynağı nedir?’ gibisinden sorular insanın aklını kurcalıyor.

Deniz Baykal, özel yaşamına ilişkin, ailesi dışında hiç kimseyi ilgilendirmeyecek bir olay yüzünden partisinden istifa etmek zorunda kaldı. Daha sonra bunun bir FETÖ kumpası olduğu ortaya çıktı ve kasetlerin, devletin istihbarat birimindeki FETÖ’cü polisler tarafından, Baykal’a şantaj yapmak amacıyla kaydedildiğine ilişkin dava süreci de bu yıl (2017) başlatıldı. Tabii o zaman bu FETÖ’cü polisler, terörist değillerdi, çok muteber adamlardı. Hocaefendi ve AKP’nin gözde memurlarıydılar. FETÖ ile AKP’nin yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Dönemin Başbakanı Erdoğan, Kastamonu’daki mitinginde işte bu FETÖ’cülerin tuzak kurup şantaj yapmak için elde ettikleri seks kasetini kastederek “Kendi eşiyle yapsa özel olur, bunlar genel” diyerek FETÖ kumpasına arka çıkıp, Baykal’ın yaptığının genel bir ahlaksızlık olduğunu söylüyordu. Baykal, FETÖ’cülerin ve AKP ileri gelenlerinin hamleleri sonunda görevinden istifa etmek zorunda kaldı. Ne bir yolsuzluk yapmış, ne halkın bir kuruşunu cebe indirmiş, ne de başkasını ilgilendiren bir yanlış yapmıştı. Eğer bu kaset olmasa, bitmek bilmeyen enerjisi ve engel tanımaz koltuk sevdasıyla belki yüz yıl daha CHP’nin başında kalıp, solun canına okumayı sürdürebilirdi.

Baykal ne yazık ki ölüm döşeğinde. Çok ciddi sağlık sorunlarıyla boğuşuyor. Şimdi siyaset konuşmanın sırası değil diyenler haklı ancak bakıyoruz ki aynı Erdoğan özel uçağıyla ülke dışından Baykal’a doktor getirtiyor. Hocaefendi sözünü ağzından düşürmeyen Arınç, hastanede Baykal’ı ziyaret edip sağlığıyla ilgili açıklamalarda bulunuyor. Bunun adı da centilmenlik oluyor. Kimse de “Arkadaş siz bu adama zamanında şunları yaptınız” demiyor. Herkes bu örnek davranışı alkışlıyor. Böyle günlerde eski defterleri açmak doğru bir hareket olmayabilir ama bu kadar da olur mu lan diye niye kimse düşünmüyor? Kimseyi rahatsız etmiyor mu bunlar?

Zor gününde yanında olmak gerekmiş de önce sağlıkmış. Hoş Baykal da sağlığına kavuşsa bu rezilliği insanların yüzüne vurmak yerine, olanları unutup deneyimli siyasetçi rolünde koltuk kovalamaktan geri kalmazdı. Umarım kendisi iyileşir ve bu ikiyüzlülüğe, bu çürümüş ahlâk anlayışına gerektiği gibi bir yanıt verip bu yazılanlardan dolayı beni utandırır.

Amacım zor durumdaki ailesine kötü anıları anımsatıp onları üzmek değil ama bu kadar sahtelik karşısında ne yapılabilir ki? Biz de mi alkışlayalım? Susalım mı? Hiçbir şey yazmayalım mı? Ya da güzel şeyler mi yazalım? Ne yapalım biz? Övelim mi bu zor zamanlardaki yardımlaşmayı? Baykal’ın sağlık durumunu Arınç’tan mı dinleyelim? Ne yazalım?

Hiç düşündünüz mü, şu yarattığınız bataklığın içinde ne yazılabilir diye? Siz söyleyin de biz yazalım. Kalemimiz falan sizin olsun. Sadece kininiz, düşmanlığınız değil kasetlerinizle kumpaslarınız da. İyiliğinizle yardımseverliğiniz değil, ahlâkınız ve centilmenliğiniz de, delikanlılığınız da sizin olsun. Gelenekleriniz, görenekleriniz, örnek davranışlarınız da. Sizin olsun.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

1 Comment

  1. Burak Bey, yazınız çok güzel. facebok ta yayınladım. Ancak Anlamadığım bir şey var. Siz bu bataklığın neresindesiniz? Ben bataklığın bütün bokuna bulaştıktan sonra son çıkıştayım.
    Sorum art niyetli değildir. samimiyim.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...