Hepiniz Aynı Gemidesiniz

Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi görevden alınınca Kemal Kılıçdaroğlu, savcıları göreve çağırmış ve İlgezdi’nin, kendi isteğiyle savcılığa gidip soruşturma yapılsın diye başvurduğunu söylemiş. İlgezdi’nin hakkındaki tüm davalardan aklandığını da eklemiş. Helal olsun böyle başkana.

Bu ak ve aklanma sözcüklerine bayılıyorum. Ben bugüne kadar hiç aklanmayanına rastlamadım zaten. Bizim memlekette bir yolsuzluk söylentisi çıktı mı, iddianın yöneldiği kişi otomatik olarak ertesi sabah savcılığa gider. Kameralar önünde kendini ihbar eder. Birkaç yıl sonra da “Hakkımdaki tüm davalardan aklandım” diyerek lüks arabasıyla trilyonluk rezidansına döner.

Savcı ne der bilemem ama Ataşehir’i biraz gezen bir kişi buralarda ne dolaplar çevrildiğini kolayca anlayabilir. Battal kardeşimiz, kendisine ve karısına trilyonluk daireler almış, Ataşehir’de yol kenarındaki yeşil alanları bile restoranlara kiralamış, tanıdık şirketlere belediye arsalarını dağıtmıştır. Birkaç yıl önce bir nikaha gittiğimde gördüm ki Ataşehir Nikah Salonu da bir AVM’nin en üst katına yerleştirilmiş. Kamu hizmeti almak için mağazaların önünden geçmeniz gerekiyor. Eşek değilseniz üç kuruşluk bir alışveriş de yaparsınız artık. Başkandaki yaratıcılığa, zekâya bakar mısınız? Ayrıca kendisinin Ağaoğlu ile filan ilişkileri de süperdir. Peki bunlar suç mu? Hayır, katiyen değil. Hiçbir yasada Belediye Başkanı AVM’ye Nikah Salonu açamaz, karısı trilyonluk daireler satın alamaz diye bir madde yok. Peki Belediye başkanı olunca eşini belediyedeki iki adet müdürlüğün başına getirmek suç mu? Hiç de değil. Karısı da bir T.C. vatandaşı olarak müdürlük yapma hakkına sahip. Genel Başkanın kızına tanıdık şirketten daire pazarlamak suç mu? Hayır, değil. İsteyen istediği yerden daire alabilir. Örneğin bugünkü Beşiktaş Belediye Başkanı göreve geldikten 10 ay sonra Boğazı gören bir villa almıştı kendine. Peki bu suç muydu? Elbette değildi. Bunların hepsi yasaldı. Savcılar bunları soruştursa ancak ‘Her şey kılıfına uydurulmuş’ diye rapor yazabilir. Başka da bir halt çıkmaz.

Ama işler kılıfına uyduruldu diye biz de gözümüzle gördüğümüzü unutacak değiliz. CHP belediyelerinin İstanbul’da AKP’lilerle benzer bir kafa yapısına sahip olduğunu görmemek için kör olmak gerek. Bu belediyelerdeki yöneticilerin öncelikli amaçları halka hizmet değil kendilerinin ve çevresindekilerin ceplerini doldurmak. Sişli’de Mustafa Sarıgül, Kadıköy’de Selami Öztürk halkı için çalışan kişiler değildi. Daha sonra bu kadroların yetiştirdiği kişiler tüm İstanbul CHP’ye egemen oldu. Başta Gürsel Tekin olmak üzere bu kadroların kafa yapısı AKP belediyelerine çok benzer. Hepsi plazacı, işadamcı, AVM’ci ve rantçı.

Şimdi halkayı biraz genişletelim. Bu belediyelerdeki yasaya uygun getir götür durumları sadece belediye başkanlarını mı bağlar? Hayır, bu dümenler öncelikle genel başkanı sonra da tüm milletvekillerini bağlar. Eren Erdem’inden Kemal Kılıçdaroğlu’na kadar tüm CHP milletvekilleri bilsinler ki bu rezilliklere karşı çıkmadıkları sürece kendileri de bu pisliğin bir parçası durumundalar. “Halkımızı Ataşehir’e, iradesine sahip çıkmaya çağırıyoruz” deyince kimsenin gelmemesi işte bu yüzden. Vatandaş, İlgezdi’nin trilyonlarını savunmak için sokağa çıkacak kadar enayi değil.

AKP’lilerin iktidarın yolsuzluklarına karşı çıkmadığı gibi, CHP’liler de konu kendi belediyeleri olunca yolsuzlukları görmezden geliyorlar. Kılıçdaroğlu, savcılık hikâyeleri yerine öncelikle belediye başkanları ve yakınlarının mal varlıklarıyla birlikte Ataşehir’de kızının evi için yaptığı ödemeyi gösteren banka havalesinin dekontunu açıklamalı. Bakalım bu ev kaç paraya satın alınmış, belediye başkanlarının mali durumu ne?

Bir kişinin kamu kurumunda aldığı maaş ile giderleri uyumlu olmalı. Önceden iş adamıydı, piyango vurduydu, düğünde altın geldiydi ile olmaz. On beş bin lira maaş alan kişi, başkan olduktan on ay sonra trilyonluk daireler alıyorsa ben savcının görüşünü beklemeden şöyle derim: “Helal olsun adama, çok iyi götürüyor.”

CHP’nin yolsuzlukları konu edildiğinde CHP’liler aynı AKP’lier gibi topu kendi sahalarından uzaklaştırma derdine düşüyorlar. Önce şuna bak, sonra buna bak derken sıra hiç CHP’nin yolsuzluklarına gelemiyor. Ayrıca AKP’li belediyelerde CHP’li belediyelerden kırk kat fazla yolsuzluk olması da CHP’yi aklamaz. Eğer AKP’nin getirdiği rant düzenine karşı çıkacaksan tam anlamıyla dürüst, temiz ve namuslu olman gerekir. Biraz dürüst olunmaz.

AKP, Man Adası belgeleri gündeme gelince, Ataşehir Belediyesi üzerinden CHP’ye bir uyarı yaptı. Uyarı şu anlama geliyor: “Hepimiz aynı gemideyiz. Sen bana yüklenirsen ben de sana yüklenirim.”

Şimdi bu CHP İstanbul takımı ortalarda koşturuyordur “Yahu bu Man Adası olayını daha da gündeme getirmeyelim” diye. Ben de aynı fikirdeyim.

Sadece partiler mi? Sendikalar, üniversitele ve gazeteler de bu bataklığa düşmüş durumdalar. Dün öğrendik ki Ankara Üniversitesi Rektörü Erkan İbiş, oğlu özel üniversiteden Ankara Tıp’a geçiş yapabilsin diye kontenjan açtırmış. Peki bu suç mu? Değil. Suç diyen hukuk bilmiyor demektir. Ayıp deseniz olur belki. Bugünkü ortamda bu tür işlere kabahat bile denemez.

Bunlar suç değil. Tıpkı AKP’lilerin Man Adasına para göndermesi gibi. Hiçbiri suç değil. Lütfen savcılarımızı boş işlerle meşgul etmeyelim. Bunların hiçbirinden bir şey çıkmaz. Buradan da tekrarlamış olayım:

AKP, CHP, İbiş, Ağaoğlu falan, bakın hepiniz aynı gemidesiniz. Ya birlikte yüzecek, ya birlikte batacaksınız. Onun için gemide isyan çıkarmadan önce iyi düşünün.

Burak Kaya99 Yazı

Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorumu siz yapın

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmaycak




Loading Facebook Comments ...