Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve Açlık Grevleri

Cahit Sıtkı Tarancı, 1947 yılında Bursa’da hapis olan Nâzım Hikmet için aşağıdaki dizeleri yazar.

Bir Şey
II.

Bir şey daha var yürek acısı
Utandırır insanı düşündürür
Öylesine başka bir kalp ağrısı
Alır beni ta Bursa’ya götürür

Yeşil Bursa’da konuk bir garip kuş
Otur denmiş oracıkta oturmuş
Ta yüreğinden bir türkü tutturmuş
Ne güzel şey dünyada hür olmak hür

Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin
Hey kahpe felek ne oyunlar ettin
En yavuz evlâdı bu memleketin
Nâzım ağabey hapislerde çürür

Nâzım, iyi bir düşünceyle yazılmış olsa da bu şiirden hiç hoşlanmaz. Tarancı’nın şiirinde geçen “Bir garip kuş”, “Otur denmiş oracıkta oturmuş”, “Nâzım ağabey hapislerde çürür” gibi bölümlerdeki edilgen, zavallı, bir yardım bekleyen, boynu bükük tavır Nâzım’ı kızdırır. Bu dizelere yanıt olarak aşağıdaki şiiri yazar:

Yatar Bursa Kalesinde
Sevdalınız komünisttir,
on yıldan beri hapistir,
yatar Bursa kalesinde.

Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,
en âlâ bir mertebeye ermiş yatar,
yatar Bursa kalesinde.

Memleket toprağındadır kökü,
Bedreddin gibi taşır yükü,
yatar Bursa kalesinde.

Yüreği delinip batmadan,
şarkısı tükenip bitmeden,
cennetini kaybetmeden,
Yatar Bursa kalesinde.

Kendini güçsüz kalmış birisi gibi gösteren dizelere duyduğu tepkiyi böyle dile getirir Nâzım Hikmet. Şimdi günümüze gelmek istiyorum. Artık Nuriye Gülmen tahliye olup, Semih Özakça da üstüne atılı sahte suçlardan aklandığına göre bu konudaki görüşlerimi yazabilirim. Açlık grevlerinden nefret ediyorum. Direnişçilerin gün gün eriyen fotoğrafları, tekerlekli sandalyeler, yoğun bakım üniteleri, bellek kaybı, organ yetmezlikleri…

Adı üstünde ölüme giden bir yol, ölüm orucu. Arabesk bir ruh hali ve ağıtlar eşliğinde ilerleyen bir ölüm kervanı. Senin ölmeni isteyenlere, ölürsen arkandan ‘İyi oldu ölmeleri’ diyecek olanlara karşı kendi canını ortaya koyduğun bir tuhaf direniş. Elbette adaletsizliklere dünyanın dikkatini çekmek açısından etkili ancak direnişin ruhuna uygun değil. Ayrıca gözüne sokmak için canından geçtiğin uygar dünya da senden önce on binlerce ölüme seyirci kalmış.

Biz neden yaşamın yanında durarak direnemiyoruz? Neden dans ederek mücadele edemiyoruz, ya da şarkılar söyleyerek? Neden alaycı bir üslupla bu karanlık düzeni rezil etmek yerine onu ciddiye alıyoruz? Kral çıplak demek yerine neden kendimizi soyuyoruz? Neden gülerek değil de ağlayarak direniyoruz? Neden ezilmiş, erimiş fotoğraflarımızı gururla sunuyoruz? Ne zaman bıkacağız artık bu ölümlerden?

Ben yazıma onların sağlıklı ve gülen fotoğraflarını koydum. Çünkü bu görüntü diğerlerinden daha güzel. Burada yaşam var. Zaten yaşamın olmadığı bir yerde direniş olabilir mi?

İşin bir yönü daha var. Nuriye Gülmen savunmasında diyor ki “Faşizmin arttığı oranda halk, açlık grevi yapmaya devam edecektir.” Elbette herkes kendi bedeni üzerinde sonsuz hakka sahiptir ancak kitleleri açlık grevine çağırmak bence herkesin uzak durması gereken bir şey olmalı.

Gezi Direnişi sol harekette önemli bir değişim yaratmıştı. Güvenlik güçlerine taş atmak yerine onlara popo sallayan, duvarları yıkmak yerine üstüne resim yapan, yolu trafiğe kapatıp konser veren, Türkiye’deki solun direniş geleneğinin dışında çok daha farklı, daha renkli, yaşam dolu, cıvıl cıvıl bir direniş anlayışı. Ağıtlardan, açlık grevlerinden, ölüm oruçlarından uzakta bir yaşam pınarı. Mizah, dans, spor. Hepsi var.

Yanlış anlaşılmak istemem. İktidarın kimleri hangi gerekçelerle işten attığının farkındayım. Bu insanların hapishanelerde yaşadıkları zorlukları tahmin edebiliyorum ancak Nuriye ve Semih, ölüm orucu yapmak yerine iki bisikletle Türkiye turuna çıksalar daha mı az insan duyacaktı seslerini?

Nuriye ile Semih’e çok geçmiş olsun. Yaptıklarını küçümsemek değil kesinlikle amacım. Yalan yok, yaptıklarının onda birini bile ben yapamazdım. Açlığa dayansam, hücrede cayardım sözümden. Biraz daha güçten düşünce, “Eylemimiz başarıya ulaşmıştır” falan diye kıvırıp, koşardım köşe başındaki pideciye.

Yazıya Nâzım’la başlamıştım. Nâzım’ın Yaşamaya Dair şiirinden bir bölümle bitireyim:

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,
yani, beyaz masadan,
bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,
yahut da sabırsızlıkla bekleyeceğiz
en son ajans haberlerini.

Burak Kaya99 Yazı

Müzisyen, yazar.

Yorumlar

1 Yorum

Yorum Gönder

E-posta adresiniz yayınlanmaycak




Loading Facebook Comments ...