Millet Kıraathanesinde Aşk

Millet Kıraathanesinde Aşk

Günlerden yine
Bir kıraathane günüydü…

Üstü açık kırmızı spor bir otomobilden inerken, Aysel
Üstüne yapışıp kaldı kıraathanedeki gözler
Mahallenin bıçkını Abdül
Tam okeye dönüyordu ki
Birden karşıda Aysel’i gördü
Başı döndü
Şaştı kaldı
Havalı havalı uçuşuyordu
Kuzguni saçlarının her bir teli
Abdül’ün kirli sakallı yüzünü
Yalayıp geçiyordu sanki yel gibi

Ne hayaller kurdu
Kaşla göz arasında
O an kararını verdi
Aysel’le evlenmeliydi…

Otomobilden inip de
Paraşüt gibi açıldığında etekleri
Bıraktı masayı, ıstakayı, okeyi
Bir koşu, beline sarıldı
Ayaklarına kapandı, sonra
Kapattı ani bir hareketle eteklerini
Kıraathanedeki abazanlar
Görmesin diye nazik yerlerini
Hemencecik sahiplenivermişti Aysel’i
Aysel itti Abdül’ü
“Çek git, n’apıyorsun, dokunma bana keko” dedi
Kıçın kıçın yere düştü
Sap gibi ortada bırakıp gitti
Abdül’ü…

Nefretle değil de sanki acıyarak
Ve garip bir yaratıkmış gibi bakarak
“Biz ayrı kıraathanelerin insanıyız
Ben, elimi sallasam ellisi
Boğaz’da Bebek’te lebiderya kıraathaneler sahibi
Kıraathanetör kızı
Sen ise kenar mahallenin fakir kıraathane delikanlısı”
Der gibiydi bakışları…

Oysa…
Millet bahçesinde buluşacaklardı,
Yaz, kış
Gün, akşam
Elele yuvarlana yuvarlana
Kocayacaklardı çimlerde…

Nurpopukeki gibi
Yumuk yumuk
Karbonatlı çay rengi gözleri
Boncuk boncuk
Çocuklarını doğuracaktı…

Abdül’ün henüz ona bahsetmediği hayallerini
Hiç iplemedi bile
Bindi lüks otomobiline, çekti gitti Aysel
Tozu dumana katarak
Fıldır fıldır gözlerle,
Kentsel dönüşümü bekleyen kenar mahalleden…

Beddua üstüne beddua etmeye başladı, Abdül
Arkasından
Giderken, Aysel…

“İnşallah
Kıraathanelerde tek başına çürüdüğünü görürüm!”
Diye, bağırdı önce…

“Bensiz geçen her gün
Zıkkımın kekini ye!”
Dedi, çok geçmeden…

Kıraathanenin kirli gri duvarına yüzünü döndü
Yumrukladı… Yumrukladı… Yumrukladı…
Başını duvara dayayıp
Hıçkırarak ağlamaya başladı Abdül!

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...