Halkbank’tan Ucuz Döviz Alan Ahlaksızlar

Halkbank konusu giderek şekil değiştirmeye başladı. Ucuz fiyattan döviz alanlar için -en ağır olarak- fırsatçı, uyanık falan denebilir ama bunun ötesinde bir şey söylemek ayıp olur. Elde ettikleri kazanç da analarının ak sütü gibi helaldir bu arkadaşların.

Bir malın fiyatı ucuzsa talep artar. Sen sokakta bedava baklava dağıtırsan orada izdiham olur. Kara Cuma falan gibi adlar altında ürünlerini yarı fiyatına satarsan hemen duyulur, millet saniyesinde akın eder. Bu serbest piyasa ekonomisinin istenen bir sonucudur. Yapılan ucuzluk hemencecik duyulur, herkes koşturup tezgâhı boşaltır. Adam reklam yapmak için mi ya da teknik bir hata nedeniyle mi fiyatını düşürüyor diye araştırmak kesinlikle bu abilerin, ablaların işi değildir. Ürün sağlamsa, satıcı düzgünse, fiyatı da ucuzsa parayı bastırır alırlar.

En azından öyle olması gerekir ancak bu sefer öyle olmadı. Halkbank’ın olanakları hükümete yakın iş adamlarına kullandırılırken hiç ses etmeyenler, bankanın hatası nedeniyle vatandaşlar kâr sağlayınca esip gürlemeye başladılar.

Efendim vatandaş sebepsiz zenginleşmiş. Hadi lan oradan! Bankalar ebesinin şeysi gibi kur makasını açıp kendilerine kambiyo kârı yazarken bankalar sebepsiz zenginleşmiyordu ama. O zaman iş bilen yöneticilerin akıllı hamleleri oluyordu. Banka yazılım hatası nedeniyle kuru düşük gösterince bir anda hukuk kuralları değişiverdi. Ben bankanın hazinesini arayıp kur aldım diyelim. Oradaki kişi de bir anlık hata yapıp bana yanlış kur vermiş olsun. Banka bu işlemden zarar da etse, ben bu kuru bağladıysam artık o iş bitmiştir. Bankaya zarar, bana da kâr yazar. Banka açısından bu bir takım oyunudur. Eğer sen abidik gubidik adamları bankana doldurursan, yanlış kur da verirsin, zarar da yazarsın. Hazineci şöyle etti, yazılımcı böyle etti, vallahi vatandaşı hiç de ilgilendirmez. Kapitalizm böyle bir şey. Sistem buna dayalı. Boktan iş yapanlar zarar edip eleniyor. Az hata yapanlar ayakta kalıyor. Nasıl ki sen kaleci hatasından gol yediğin zaman, “Kardeşim kaleci topu elinden kaçırdı, karşı takım santrforunun gol atmaması lazımdı” diyemiyorsan burada da vatandaşa suç bulamazsın. Sebepsiz zenginleşme falan değildir bu. Banka hiçbir şekilde gerçekleşen işlemleri iptal edip senin hesabındaki parayı geri alamaz. Bu gasp gibi bir durum olur. Elbette dava açıp bu paranın iadesini isteyebilir ancak mahkemenin de buna izin vermemesi beklenir. Sonuçta orada işlem yapıp dolarını almış vatandaş açısından ciddi bir zarar doğurur bu iptal işlemi. Bu vatandaş bir düzen mi kurmuş, hile mi yapmış, hesabına yanlışlıkla para mı gelmiş. Yok. Girmiş bankanın açıkladığı kurdan işlemini yapıp dolarını almış. Şifresini girmiş, onayını vermiş, e-dekontunu almış. Efendiliğe bak. Bu paraya kimse dokunamaz oğlum. Tabii ki hukuk devletinde. Sen kredi kartının son ödeme gününü kaçırdığında banka sana nasıl haşırt diye geçiriyor. Unuttum, saatim durdu, çocuğum hastalandı diyebiliyor musun? Seni dinliyor mu hiç? Bana ne lan senin yazılımındaki hatadan. “Bak dikkat et, bir daha yaparsan gene alırım elinden paranı” denebilir ancak bunlara.

Benim haberim olsa ben de alırdım. Çünkü ben bu parayı ülkem adına devletten daha yararlı işler için kullanıyorum lan. Bahçe sahibinden alıyorum sebzemi. Yumurtamı kümesten, sütümü köylüden alıyorum. Bulabildiğim birçok şeyi ilk üreticiden almaya çalışıyorum. Devlet gidip yabancılardan et, mercimek, ceviz, saman alırken ben menşei yabancı ülke görünen şeyleri evime sokmamak için kıçımı yırtıyorum. Benim kâr ettiğim her kuruş ülkem için ganimet sayılır lan. Sermayesini özgür basını susturmak için kullanan bankalara para kaptırmak mantıklı bir şey midir yani?

Neyse, özetle ben kaçırdım bu indirim fırsatını. El alemin parası da beni ilgilendirmez tabii ki. Yazmaya da hiç niyetim yoktu ama iş iki gün içinde iyice yön değiştirdi. Döviz alımı yapan kişiler bir suç işlemişler gibi, bunların adlarının açıklanması gerektiği bile söyleniyor. Ekonomi yazarı Uğur Gürses de demiş ki “Yarım saatte 1.763 kişinin piyasa dışı “yarı fiyatına” döviz satın almaya koştuğu yerde ahlaki çöküntüden bahsedilir. Yukarıdan aşağıya kurum ve kuralları çöken bir ülkede olur bu. İcradan bile mal edinmeyi ayıp sayan bir toplumun geldiği yer üzücü.”

Uğur Abimiz ahlaki çöküntüyü yeni fark etmiş demek ki. Kendisi ülkenin bütün kurum ve kuralları çökertilirken Hürriyet’te teknik analizler yapıyordu. Hürriyet’in başlıkları bile hükümet tarafından atılırken, sebepsiz zenginleşme, ahlak gibi sözcükler kullanmıyordu kendisi. Ama biliyorsunuz iktidar bununla da yetinmedi. Hürriyet, Demirören tarafından satın alınarak yandaş gazetelerle bir hale getirildi. Uğur Gürses istifa etmedi o zamanlarda, hiç ahlak yazısı falan da yazmadı. Hürriyet mart ayında Demirören Grubu tarafından satın alınırken Uğur Abi köşesinde Merkez Bankası yazıları yazmaya devam ediyordu. Peki bu satın alma nasıl yapıldı? Ziraat Bankası’ndan 700 milyon dolar kredi kullandırılarak. Devlet bankasından kredi alınarak Hürriyet, Demirören’e devredilirken Uğur Abi ahlak dersi vermek yerine halkın paraları ile maaşını almaya devam etti. Temmuz ayının ortalarına kadar. Hiç ahlaki çöküntü yazısı falan da yazmadı. Ziraat Bankası kredisinin araştırılması için verilen önerge, AKP oylarıyla Meclis’te reddedildiğinde, Uğur Abi köşesinde teknik analiz yazıları yazarak paşalar gibi maaşını almaya devam ediyordu.

Rakamları kıyaslamak gerekirse, Genel Müdürün açıklamasına göre Halkbank’ta 5 milyon dolarlık işlem olmuş o gece. Olsa olsa 2 milyon dolar zarar etmiştir banka. Devlet bankasından 700 Milyon dolara yakın kredi çekilirken sorun görmeyenler, şimdi 2 milyon dolar için insanlara ahlaksız demeye getiriyorlar.

Benim kendilerine tavsiyem, vatandaşlara ahlak dersi vermek yerine, banka patronlarıyla majestelerinin gölgesinde teknik analizlerine devam etsinler. Tatlı sularda muhalefet yapmanın keyfini sürsünler. Ahlak ve hukuk işleri, sermayenin hamağında ömrünü tüketenlerin boyunu aşar…

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...