Merhabalar, Nasıl Gidiyor Arabalar?

Abdülkadir Selvi’nin yazdığına göre Sayın Cumhurbaşkanı gazetecilere “Merhabalar, nasıl gidiyor arabalar?” demiş. Abdülkadir de bu şaka üzerine “Gazeteciler arasında güzel bir hava oluştu” diye yazmış.

Oğlum, bu tarz bir espriyle herhangi bir yerde katiyen güzel bir hava oluşmaz. Ben de espri yaptığım için oradan biliyorum. Bu tür espriler en iyi olasılıkla ortamda sessizlik yaratır. Espriyi yapan kişi şaşkınlık ifadeleri ile karşılaşır. Bu şaşkınlık ifadesi küçümseyen bakışlarla birleşirse, iyice yaralar espritüel kimseyi. Çevredekilerin gözleri kısılır, bakışları aşağı kayar. İşte en dramatik an, o andır. O an herkesin duygusu aynıdır: “Keşke bu espri hiç yapılmamış, biz de bunu duymamış olsaydık.” Espriyi yapan kişi çoktan pişman olmuştur ama zamanı geriye götüremez. Onun da bakışları aşağı kayar. Bu sefer olmamıştır. Uzay boşluğunda, sonsuza dek, gereksiz bir yer işgal eder bu espri. Evet belki diğer espriler gibi bu espri de iyi niyetle yapılmıştır. Dinleyenler gülsün, ortam şenlensin istenmiştir. Ancak insanoğlu iyi niyete değil iyi espriye güler. Kötü espriye gülünmez.

Esprilerle ilgili genel olarak şöyle bir kural geçerlidir: Eğer espri yapılmış ve içtenlikle gülen kimse olmamışsa bu espri, kötü espridir. Aile reisinin esprisine yalnızca yakın aile bireyleri, patronun esprisine yalnızca kendisinden maaş alan personel ya da şeyhin esprisine yalnızca müritleri gülüyorsa bu espri de kötü espridir.

Sayın Cumhurbaşkanımız esprisini yaptığı tarih itibarı ile 64 yaşında. Tesadüfe bakın ki bu espriyi beğenerek havası güzelleşen Abdülkadir de 64 yaşında. Eğer Cumhurbaşkanımız 4, Abdülkadir de 2 yaşında olsa bu esprinin yarattığı hoş hava, bir dereceye kadar anlaşılabilirdi. Ancak bu yaşlardan sonra, örneğin anaokulunda bile bu espri hoş karşılanmaz. Bizim zamanımızda okul idaresi, bu tür espriler yapan çocukları rehber öğretmene gönderirdi. Eğer rehber öğretmenin yönlendirmesi de işe yaramazsa çocuk disipline verilirdi. Çok şükür ben hiç disiplin cezası almadım. Yani bu yüzden. Yalnızca bir kere, uyarı mektubu geldiğini anımsıyorum eve. Babam mektubu açtı, en başlarda sakindi ama ilerledikçe havası değişti. Benim esprimin anlatıldığını tahmin ettiğim bölümde, babamın yüzünde Abdülkadir’in söz ettiği türden bir hava oluşmadı ne yazık ki. Beni odadan çıkarttılar ama seslerini duyabiliyordum.

– Ne olmuş?
– Çocuk okulda espri yapmış.
– Ne olacak canım espri yaptıysa. Öğretmeniyle ya da bir arkadaşıyla mı alay etmiş?
– Yok, arkadaşına “Murat, koyim de tur at” demiş. Öğretmeni “Hemen paniğe kapılmayın, öncelikle alabileceğimiz önlemleri düşünelim” diye yazmış. Bunları da mı görecektik?
– Bilmiyorum, biz nerede hata yaptık?
– Çocuğa zekâ testi yaptırmamızı öneriyorlar.
– Gerçekçi olalım, bu koşullarda testten iyi bir sonuç çıkabilir mi? Yapılacak test, iyice moralimizi bozmaktan başka ne işe yarayacak?

Konuşulanların gerisini duyamadım ama evde uzunca bir süre bu olayın etkilerini hissettim. Daha sonra harçlıklarımı biriktirip fıkra kitapları aldım. Binlerce farklı espriyi inceledim. Vardığım nokta şu oldu: Espri yapmak zorunda değildim.

Bugün de aynı düşünceler içindeyim. Kimse espri yapmak zorunda değil, komik olmadan da pekâlâ herkes yaşamını sürdürebilir. Birilerini güldürmek güzel ama illa güldüreceğiz diye zorlamaya gerek yok.

Mutat zevat için de son olarak şunu söylemek isterim: Suları kirlettiniz, havayı kirlettiniz, her şeyi kirlettiniz ama bunu kirletmeyin. Biliyorum, insanlar çıkarları için bazı şeylere göz yumabilirler. Baskıcı bir rejime övgüler düzüp birilerine güzel görünmek için türlü numaralar çekebilirler. Ama lütfen kötü espriye gülmeyelim beyler. Anladık, kaleminizi, kitabınızı, her şeyinizi sattınız. Ama gülüşünüzü satmayın. Çocuklarınıza bırakabileceğiniz bir temiz fotoğrafınızla bir gülüşünüz kalsın bari geriye.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...