Kadıköy Anadolu Lisesi

80’li yılların ilk yarısı. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde okuyordum. Okulda gözle görülür bir değişim yaşanıyordu. Ağırlıklı olarak Tarih, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi gibi derslerin öğretmenleri okulun içinde farklı bir örgütlenme faaliyeti yürütüyor gibilerdi. Bu öğretmenleri ayırt etmek çok kolaydı, zaten hepsi de birbirine benziyordu. Neredeyse tamamı erkekti. Ortak özellikleri: Böyle inceden, tel tel bıyıkları, pasif, renksiz kişilikleri, kadın öğretmenlerle konuşmaktan çekinen, içe kapanık halleri…

Alanlarındaki son derece sınırlı birikimleriyle derslerde bir fark yaratmaları da pek mümkün değildi, ancak her nasılsa müdürlük, müdür yardımcılığı gibi kadroları teker teker dolduruyorlardı. Biz de diğer öğretmenlerle kıyaslayarak ‘Ulan bu kabiliyetsizler nasıl olup da bu görevleri alabiliyorlar?’ diye birbirimize soruyorduk. Hiç unutmam bir gün kadın öğretmenlerimizden birinin kocası bakan olduydu. Adalet Bakanı olabilir. Ertesi gün gazetede bizim hocanın fotoğrafını gördük, elini öperek kocasını tebrik ediyordu. Bir gazeteye bir de hocaya bakıyorduk, bunlar ne biçim bir kültürün ürünleri diye düşünerek…

Din öğretmenimizin arada bir çaktırmadan Atatürk’e salladığını, arkadaş ayaklarıyla aramıza girmeye çalıştığını görüyorduk. Sınıfta erkeklerle kızları ayıracak düzenlemeler yapmaya çalışıyordu. Sonra sınıftan bazı arkadaşlarımızı okulun dışında bir yerlere götürmeye başladı bu. Dini sohbet, namaz falan gibi şeyler duyuyorduk.

Bu çetelerin seçtiği çocuklar iyi okullarda okuyan, maddi durumu kötü veya içe kapanık, sosyal yönü zayıf kişilerdi. Meğer adamlar böyle çocukları örgüte kazandırmak için çete kurmuşlar. Çetenin başında da Milli Eğitim Bakanlığı var. En üst kademelere, bu ince bıyıklı abiler atanıyor çünkü hep.

Yıllar geçti. Bir gün bir arkadaşım haber verdi. Bizim din hocalarından biri televizyonda FETÖ itirafçısı olarak konuşuyordu. Falanca İmamı olarak önemli yerlere gelmiş terör örgütünde. Öbür din hocası ve diğerleri de sanki bu işlerle hiç ilgileri yokmuş gibi havadan sudan bahsederek ömürlerini tüketiyorlar. Adamlar takiyenin kitabını yazmışlar. Yani insan biraz utanır da şundan dolayı bu işe karıştık, kandırıldık falan der, yalandan bir özür diler. Yok sanki başkası yapmış bütün bunları.

Bu arada aynı dönemde bu ekibin aklını çeldiği öğrencilerden bazıları kendini kurtarmış, bazısı FETÖ’nün kirli suçlarından aranır vaziyette. Uzun lafın kısası, bu dini sohbet zamazingosunun ardından aşağılık bir suç şebekesinin çıkması otuz yıldan fazla bir zaman aldı.

Dünyanın en aşağılık şebekesi, gözünü öğrencilere ve okullara dikmiş FETÖ’cülerdir herhalde. Bana sorarsanız dünyadaki en aşağılık öğretmen de kendisine teslim edilen öğrenciyi bir ideolojiye yamamaya çalışan öğretmendir.

Dün Kadıköy Anadolu Lisesi’ndeki dini sohbet çağrılarını okuyunca aklıma bunlar geldi. Dini sohbet -eğer çok lazımsa- okuldaki din dersinde yapılabilir. Öğrencileri ders ve okul dışındaki etkinliklere çağırmanın niyeti bellidir. Tam bir FETÖ’cü tarzıdır bu. Ne olduğu belli olmayan bu toplantılara giderken kendinizi aşağılık bir suç örgütünün içinde bulursunuz. Bizler paçayı kurtardık. Elbette Kadıköy Anadolu Lisesi öğrencileri de bu orta zekâlıların oyununa gelmeyecek. Ama bir arkadaşlarının psikolojik bir sorunu olur, zayıf anına gelebilir. Kendimizi kurtarmakla yetinmeyip arkadaşlarımızı da kaptırmamak gerek bunlara. Güler yüzlerine aldanmamak, en ufak bir hoşgörü göstermemek. FETÖ’cülerin ve diğer ideolojilerin çetelerini okullarımızdan kovana kadar mücadele etmek zorundayız.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

1 Comment

  1. Her gün yazılarınız olsa Kaparoz’da muhteşem olurdu. Bütün yazılarınızı keyifle okuyorum.

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...