Yenilmeye Doymayan Bünyamin

Bizim okulda Bünyamin diye bir arkadaş vardı. Böyle uyuşuk bir adam. Misket oynarsın yenilir, daha misketleri toplamadan hemen yeniden oynamak için dayatır. Top oynarsın, eğer yenilirse yeni maç teklif eder. Yeniden yenilsin hemen ‘bir daha’ der. Bıktırır insanı. Bir gün ben buna samimi olarak sordum:

“Oğlum Bünyamin sen yenildikçe yenilmek istiyorsun lan, bir doktora mı gitsen acaba?”

“Kendimi tutamıyorum oğlum.”

“Nasıl tutamıyorsun lan, yenildiğin zaman siktir git başka bir şeyle uğraş.”

“Yok oğlum içimi kemiriyor o yenilgi, eğer maç yapıp da kazanamazsam o gece uyuyamıyorum. O yenilgiyi unutamıyorum.”

“Oğlum unutamıyorsan niye yenilip duruyorsun o zaman lan. Sen de gayret etsene biraz kazanmaya.”

“Hırsımdan oyunu bile unutuyorum, o zaman da kaybediyorum.”

Böyle tuhaf bir adam, biz de iki kere yenersek artık yakamızdan düşsün diye bir yerde bırakıyoruz ipin ucunu. Ayağımızı uzatmış gibi yapıyoruz yalandan, beşikleri açıyoruz ki çalım atıp da gol atsın. Gece rahat uyuması umurumuzda değil de bizi rahat bıraksın istiyoruz. Yok uğraşayım desen, sabaha kadar yenilip duracak türden bir insan. Güreş desen hacıyatmaz gibi. Sırtı daha yere değmeden zıplayıp yeni oyun için hazır hale geliyor.

Neyse bir gün baktık, Bünyamin yan sınıftan biriyle bilardo oynuyor. Adam ha bire sayı çekiyor ama oyun bitmiyor. Bünyamin’e bakarak anlıyoruz, arada bir yeniden başlıyorlar ama karşısındaki de hiç itiraz etmiyor. İki üç saat sonra Bünyamin yanımıza geldi, böyle boynu bükük:

“Beyler paranız var mı, iki saat sonra öderim.”

“Nasıl ödeyeceksin ki şimdi paran yoksa. Ne değişecek iki saat sonra?”

“Parasına oynadık da herif kazandı. Şimdi siz borç verirseniz yeni oyunda tüm parayı geri alacağım, oradan da sizin borcu vereceğim.”

Neyse çok zırlayınca biz cebimizdeki son parayı verdik buna. Bu tekrar yenildi tabii. Biz de “Anlamayız, git parayı bul bir yerden” dedik. Neyse ertesi gün getirdi verdi. Yalnız bu olaydan sonra Bünyamin’in peşinde gezen adam sayısı arttı. Art arda maç teklifleri almaya başladı. Yan sınıfları bırak başka okullardan bile buluyorlar bunu. İki ay içinde saatini sattı. Babasına kayboldu demiş. Güzel bir montu vardı onu da kâğıt oynarken kaybetmiş. Otobüste unuttum demiş evdekilere.

Tabii bir süre sonra saat, cüzdan, mont derken satacak şeyleri bitti. Sonradan etrafa borç taktığını öğrendik. Bir gün okul yolunda bir koşuşturmaca gördüm baktım Bünyamin birilerinden kaçıyor. Tabii yakaladılar bir süre sonra. Ortalık karıştı. Ben vardığımda Bünyamin yerde yatıyordu ama yüzüne bir rahatlık gelmişti. Ağzı burnu morarmış ama gülümsüyor gibi bir hali vardı.

“Geçmiş olsun.”

“Eyvallah.”

“Oğlum niye sırıtıyorsun lan, nedir bu memnuniyetin, istediğin stilde mi dövdü herifler?”

“Bilmiyorum ama tuhaf bir rahatlık geldi. Sanki masaj yapılmış gibi. Halim olunca gidip bir daha dalaşacağım heriflere. Çok iyi geldi lan bu bana.”

Meğer Bünyamin’in derdi buymuş. Biz herif kazanma peşinde sanıyorduk meğer adam iyicene yoğrulmak istiyormuş.

Neyse okul bitti, bizim yollar ayrıldı Bünyamin’le. Yıllar sonra yolda karşılaştık. Okulu bitirmiş mühendis olmuş ama gene de eksik bir şeyler var. Akşam saati “Hadi çay içelim, benim bildiğim bir yer var” diyerek beni ara sokakta bir kahveye soktu, girer girmez de kahveciye seslendi:

“Abi oradan bir tavla versene, iki de çay gönder.”

“Ne yapacaksın tavlayı?” diye sordum. “İki zar atarız fena mı?” diye yanıtladı beni. “Parasına oynarsak olur” dedim. Cebine baktı “Elli kâğıdın varsa devam edelim” dedi. Cüzdana baktım, yoktu. “Var” dedim.

Arada zar tuttu, taş çalmaya falan çalıştı ama benim şansım daha iyiydi. Neyse ben bunu yendim. Hemen yeni oyuna başladı. “Önce parayı ver” dedim. “Kaçmıyoruz ya lan, en son hesaplaşırız” dedi.

Yeni oyuna başlamadan önce Bünyamin helaya gitmek için yanımdan ayrıldı. Kahveci de dükkânı kapatmak üzere her şeyi hazırlamış bizi bekliyor:

“Abi sen bunu yenersen bu iş bitmez, biz eve gidemeyiz. Sen ya yenileceksin ya da taş çalıyorsun diye buna bir iki tokat atacaksın” dedi. “Yenilmesine yenileceğim ama yenilmek için yeteri kadar param yok” dedim. “O zaman sen taş çalıyorsun diyeceksin, biz döveriz Bünyamin’i” dedi.

Yıllar geçmiş de olsa bir şey değişmemişti. Önce yenildi, sonra parasını kaybetti. En sonunda da kahveciyle çırağından bir temiz dayak yedi. Yüzüne baktım, rahatlamıştı.

Vedalaşıp ayrıldık.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...