Kaz Dağları’ndan Siktir Olup Gitmek

Arkanda kesik meşe ağaçları. Gölgesiz, gövdesiz, çıplak köklerin dolandığı bir çöl şimdi: Çam ormanları.

Biliyor musun patron? Önce kanlı bir mektup bulaşacak küreğine, sonra parçalanmış bir miğfer. Troya’nın dokuz kat dibinde bulacağın şey altın değil. Salkım salkım ölüler.

Ansızın gideceksin. Bir gece yarısı Sirkeci’den Sofya Ekspresi’yle. Ya da yeni havalimanından kalkan bir Kanada uçağıyla. Öyle apar topar, bavul falan toplamadan. Kapıda bahşiş bekleyen muhtarlar, telefonda yalaka bürokratlar ve seni yolcu etmeye gelen ortaklar olmadan. Bir eylül akşamı. Arkandan bir tekme yemiş gibi. Çekip gideceksin.

Sakın üzme kendini. Sen bir hayale daldın, binlerce kilometre öteden gelip, burada avcı olurum sandın. Oysa başını kaldırıp Babadağ’ın doruğuna baksan. Göz göze gelecektin. İda’nın, bir kartalın avına baktığı gibi, gözlerinin içine baktığını görecektin.

Bugün para hesabı yaptığın yerde yarın olmayacaksın. Kestiğin ağaçların dibinde fışkınlar, filizler. Sen bilmeyeceksin. Bir eylül akşamı madenini bırakıp arkana bakmadan kaçacaksın. Tıpkı Kral Priamos’la karısı Hekabe’nin yeni doğan oğullarını bıraktığı gibi. Kaz Dağları’nda geceler soğuk. Kuytuda vahşi hayvanlar. Ama biliyor musun, Paris’in sürüsü Gargaros Tepesi’nde otlar.

Sen de Hekabe gibi, bebeğini öldürürüm sandın. Ama Kanada’ya benzemez Anadolu, içince kusar siyanürü. Annesi bıraksa bile, bebeler bir ayının memesinden emer sütünü.

Sen okumuş adamsın, hesaplamış olman gerek. Eğer taş taşımayı bilseydi Zeus’un çocukları, bugün ne Karataş kalırdı ne Sarıkız. Eğer şakayık yerine altın arasaydı Dardanoslular, sana ne altın, ne gümüş, ne taş üstünde taş bırakırdı.

Biliyor musun İda için hayvanların anası dediklerini? Sen bir ananın kuzusuna dolandın. Kirazlı’nın sessizliğine kandın. Bir sabah gün doğarken şantiyene dağın gölgesi düşecek. Elinde izin evrakın, gökyüzünde Zeus’un kızıl öfkesi. Buradan defolup gideceksin.

Belki şimdi bir otel odasındasın. Az önce arayıp “Korkma” dediler sana, “Biz arkandayız”. Öyle ya, izinlerini aldırdın, raporlarını yazdırdın, sırtını olabilecek en sağlam yere yasladın. Gene de içinde haklı bir korku. Biliyor musun bundan yıllar önce yakıldı senin güvendiğin dağların türküsü:

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını, toprağını, yurdunu satanın korkusu.”

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...