Biz Daha Çok İnsan Öldürdük

Bir şehit haberi gündeme geldiğinde hükümet ve askeri kaynaklar hemen bir açıklama yaparak karşı tarafın kayıplarını açıklıyor. Bu açıklamalarda genel olarak karşı tarafın sayısı bizimkinden fazla oluyor. Ben uzun zamandır bu karşılaştırmanın arkasındaki mantığı merak ediyorum. Ne demek istediğimi anlatayım:

2020 – İdlib: 8 şehidimiz var. Yetkililer karşı taraftan 76 kişinin öldürüldüğünü belirtmiş. (Onların kaybı bizim yaklaşık 9 katımız kadar)

2019 – Barış Pınarı: 5 askerimiz şehit oldu, Suriye Milli Ordusunun 76 kişilik kaybıyla birlikte toplam kayıp 76 oluyor. Açıklamalara göre karşı taraftan 702 kişi öldürülmüş. (Kayıpları yaklaşık olarak bizim 9 katımız kadar)

2018 – Zeytin Dalı: 54 askerimiz şehit oldu, Suriye Milli Ordusunun kaybı 320 kişi. Yetkililere göre karşı taraftan 4.448 kişi öldürülmüş. (Kayıpları yaklaşık olarak bizim 11 katımız kadar)

21 Aralık 2016 – IŞİD tarafından bombalı araçla yapılan intihar saldırısı: 14 Türk askeri şehit oldu. Bunun üstüne Türk Hava Kuvvetleri, 67 IŞİD hedefini vurdu. Yetkililerin açıklamasına göre toplam 138 IŞİD militanı öldürülmüş. (Kayıpları yaklaşık olarak bizim 10 katımız kadar)

2016 – Fırat Kalkanı: 71 askerimiz şehit oldu, Suriye Milli Ordusunun (O zamanki adıyla ÖSO) kaybı ise 614 kişi. Yetkililere göre karşı taraftan 4.448 kişi öldürülmüş. (Kayıpları yaklaşık olarak bizim 5 katımız kadar)

Fırat Kalkanı Harekâtından sonra bizim verdiğimiz kayıplar karşı tarafın yaklaşık %10’u civarında. Askerlik işlerinden anlamadığım için bu konuda böylesine sabit bir oran nasıl yakalanabildi bilmiyorum. Hesap kitap işlerine devam edelim.

Askeri kaynaklar, 2015 yılında 30 bin civarında PKK’lı olduğunu belirtiyordu. Yetkililer 2018’in Eylül ayında bir açıklama yaparak 2015 – 2018 dönemini kapsayan son üç yılda 15 bin teröristin öldürüldüğünü açıkladı. Bu hızın devam ettiğini düşünürsek 2019 sonunda toplam 20 bin PKK’lının öldürülmüş olduğunu söyleyebiliriz. Eğer hiç katılım olmasaydı PKK militanlarının sayısının 10 binin altında olması beklenir değil mi? Milliyet Gazetesi yazarı Nihat Ali Özcan, 2019 yılındaki yazısında bu sayıyı 35, 40 bin gibi tahmin ediyor. Bu durumda ya biz yanlış kişileri öldürüyoruz ya da ölenden daha çok katılım oluyor.

Bu rakamları incelerken konuya en hâkim olması gereken kişinin açıklamalarına da baktım. 19 Eylül 2019’daki habere göre Süleyman Soylu, PKK’nın içindeki eleman sayısının 600’ün altına gerilediğini belirterek “Son 2 yılda örgütün dağ kadrosu yüzde 78 geriledi” demiş.

Bu açıklamaya göre 2017’de dağda 3 bin civarında PKK’lı olması gerekiyor. O zaman biz 2018 yılındaki Zeytin Dalı operasyonunda nasıl olup da 4.448 kişi öldürebildik? Biz tümünü öldürdüysek bu 600 kişi nereden çıktı?

Eğer 2019 Eylül ayında PKK’dan 600 kişi kaldıysa biz nasıl olup da bir, iki ay sonraki Barış Pınarı Harekâtı’nda 702 kişiyi öldürebildik?

Aslında benim kafamı kurcalayan asıl konu bu sayıların doğruluğu değil, bu açıklamaların birilerini rahatlatması.

Biz öldük ama onlardan daha çok öldürdük düşüncesi sanırım bazı insanların rahatlamasına neden oluyor. Ben bir dine inanmadığım halde karşı taraftaki askerin de yoksul bir ailenin çocuğu olduğunu düşünerek bu rakamlardan üzülüyorum. Peki bu inançlı insanlar, karşı taraftaki Müslümanları öldürdüğü için neden böylesine seviniyor. Hem de diktatör veya terörist olarak gördükleri karşı tarafın liderine bağlı askerleri. Kandırılmış ya da zorla eline silah verilmiş olarak düşünmek çok mu zor acaba bu insanları? Denebilir ki savaş bu, eğer sen onu öldürmezsen onlar seni öldürecek. Peki kabul ama her seferinde belli bir oranı sağlayacak şekilde rakamlar verip oradaki ölülerin sayısının fazlalığı ile gururlanmak normal mi? Dersin ki şurada kontrolü sağladık, bölgede güvenliği sağladık, şu tepeyi ele geçirdik. Bunu anlarım ama bunları es geçip bir spor karşılaşması gibi sayıları karşılaştırmak nedir? Biz hem kendimizden kayıp vermeden hem de karşı tarafı öldürmeden amacımıza ulaşabilsek asıl övünülecek olan bu değil mi?

Bugün hangi ülkeye baksan kendi askerini kahraman, savaştığı tarafı da terörist olarak tanımlıyor. Askerlik, milliyetçilik bunu gerektiriyor. Belki düşmanlarının insan bile olmadığını düşünüyorlar. O zaman barış nasıl gelecek bu topraklara? Bu kadar kin, bu kadar ölmek, bu kadar öldürmek fazla değil mi?

Biz onlardan daha çok insan öldürdük anlamına gelecek açıklamalar yapmak Anadolu topraklarına yabancı bir düşünce. Ölmek de öldürmek de bir annenin yüreğine acı bırakmak anlamına geliyor. Öldürmekle övünmek, bununla teselli bulmak, ölüm acısını öldürme sevinciyle yatıştırmak bir bana mı yanlış geliyor?

Eğer kendi çocuğuna karşılık on annenin daha yüreğine kor düştüğünü öğrenmenin şehit annelerini rahatlattığını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Anneleri ölümle değil doğumla yaşatabiliriz. Sorunları kinle, nefretle değil sevgiyle aşabiliriz.

Bölgedeki ülkeler neden uzun dönemli kesintisiz bir barış çağrısı yapmıyorlar?

Tamam çıkarlarınız var. Savaşlarınız da çok önemli. Bunu da anladık.

Daha az ölemiyorsak bari daha az öldürsek ya…

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...