Abidin Alberto
Bezgin bir gezgin

Parayla Görgüyü Satın Alamazsınız

6 Kasım 2015Abidin Alberto0

Dünya sosyetesinin merkezi Cannes diye anılır, ama yemişim o sosyeteyi. Uzun yıllar New York’ta kalınca benim gibi olaylara farklı bakmaya başlıyorsunuz. New York’ta yaşadığım yıllar, hafta sonlarımı Southampton’daki (Long Island) malikanemde geçirirdim. Malikanem büyük ama kasaba küçüktür. Southampton yaz aylarında benim gibi çok ünlü ve dünyanın en zengin insanlarına ev sahipliği yapar. Bizler o Avrupalı züppeler gibi paramızı göstermeye meraklı değiliz. Görmüş geçirmiş zenginler böyle yapmaz, yani yakışmaz bize. Kasabada iki tane elle tutulur restoran var. Bu iki yer, zenginlerin birbirleriyle kaynaşıp hoş beş yaptığı, dedikodulaştığımız, sevgili bulduğumuz mekanlardır. Yazının ortasında aklına bunları niye anlatıyor amk diye getiren varsa, ayıp eder. Ben görgünüz, bilginiz artsın diye yazıyorum, sabırsız da olmayın çok şey öğreneceksiniz. Bu restoranlardan birisi de ‘75 Main‘ dir. Benim için buranın önemi büyük, bu restoranın sahibi bir Türk. Bu genç kardeşim on üç sene önce Burak Kut’un klibinde Amerika’yı görmüş, basmış gelmiş Amerika’ya. 10 yaşına kadar çorap görmeyen ayakları Amerika’da başarıdan başarıya koşmuş. Ben her geldiğimde bana 1,5 Adana Kebabımı yapar yanında ‘Almas’ İran Havyarımı da koyar. Kebaba ödediğim para havyardan fazladır. Hatta bazen coşarım tüm restorana kebap söylerim, yanına da havyar ve soğan. Kerem ile Aslı gibidir havyarla soğan. Restoranın sahibi Erdem kardeşim içecek olarak ‘Champagne Moet & Chandon (Dom Perignon White Gold)’ ayırır bana. Bana özel şişe fiyatı 15.000 USD’dir. Görgü böyle bir şey işte, herkeste olamaz. Yazımı en can alıcı cümlemle bitiriyorum: ‘Para ile görgüyü satın alamazsınız‘.

Dolmabahçe Sarayında Dolce Gabbana Nikahı

16 Ekim 2015Abidin Alberto0

Herkesin kendini iyi hissettiği bir tatil beldesi vardır. Benim de canım ne zaman sıkılsa, birazcık yorulsam kendimi attğım yer şirin tatil beldesi Hawaii’dir. Hawaii’nin “Waikiki Beach” bölgesinde huzur bulurum. Her ne kadar dünyanın en iyi otelleri ve restoranları sıra sıra dizilmiş olsa da bu şirin belde bana hep mütevazi gelmiştir. Halekuani Oteli’ne dünyanın en zengin insanları geldiği için doğal olarak ben de orayı tercih ediyorum. Alt katındaki “Orchids Restaurant” uygun fiyatlı, ye iç en fazla 2000, bilemedin 3000 dolar hesap gelir. Tabii ben yıllardır gittiğim için bu bana çok özel uygulamalar. Fakat lezzet bizim İstanbul’daki Arap İsmail’in köftecisi gibi üst düzeydir. Bu yaz yine Orchids restoranda her zaman bana ayrılan masa ve hatta hep bana ayrılan sandalyede deniz mahsüllerimi yerken ve yanında İtalyan “valpolicella amarone” şarabımı yudumluyordum. Hava sıcak ama rüzgar hafif hafif esiyor. Arkadan gözümü birisi kapattı, başka birisi de beni şapur şupur öpüyor. “Durun mamına koyim” gibi Türkçe küfürler salladım. Arkadaş arkadaki “biz kimiz biz kimiz” diyor ama diğerininki öpmek değil resmen yalamak. Öpüyor da öpüyor. Beni öpene bir tane hafiften yapıştırdım, kel biri olduğunu anladım, arkadakine de ters kroşe atmaya çalıştım o da bayağı uzun boyluydu, tutturamıyordum. Baktı, benden dayak yiyecekler, açtı gözlerimi. Aaaaa bir de ne göreyim; Domenico Dolce ve Stefano Gabbana. Dolce Gabbana’nın yaratıcıları. Bunları ben bu markayı yaratmadan tanırım. Bu iki ibne Hollanda’da evlendiklerinde beni nikah şahidi yapmışlardı. Biz ibneyiz dışlandık, senin gibi bir maço erkek şahidimiz olsun ki itibarımız artsın falan demişlerdi, ben de kıramamış kabul etmiştim. Tabii benim de bu düğüne katılmam onların önünü açtı bu sektörde. Aldılar yürüdüler, cepleri para gördü, artık onlar da benim kaldığım otellerde kalabiliyor. Benim de bu çok hoşuma gider. Çapımız çevremiz kadardır sonuç olarak. Lafı uzatmayayım, başladık sohbete: “Abi biz ayrıldık, boşandık” dediler. Yine evlenmek istiyorlarmış, “yine şahidimiz olur musun?” Adlarına en çok uyduğu için de “Dolmabahçe sarayını bize ayarlar mısın?” dediler. Dolmabahçe sarayı ne demek, itiniz olsun dedim. Yani yine şahit olurmuyum bilemiyorum ama sevgili okurlar burada tüm dünya bildirmeden ben bildirmek istedim, bunlar yeniden evleniyorlar. Kesin bilgidir. Yok duymadıydık, haberimiz yoktu falan demeyin, canımı sıkmayın.

Giorgio Armani’yle Hermitage Otelinde

22 Eylül 2015Abidin Alberto0

Monte Carlo’da Hotel Hermitage’in barını çok severim. Yıllardır aynı otelde dinlenmenin rahatlığıyla barında içkilerimi yuvarlarken eski dostum “Giorgio Armani”yi gördüm. Vay canım abim diye geldi öptü yanaklarımdan. En son Milano’da defilesine çağırmıştı beni, orada görmüştüm. Kendisi ünlü değilken vitrin düzenleyiciliği yapardı, ta o zamandan beri bilir beni. Oturduk hoş beş sohbet. Biraz karı kız muhabbeti, dedikodu. Kim kime vermiş? Kimler bu alemde ibne? Biraz futbol. Klasik muhabbetlerimizdir zaten, çok eski dostluğumuz olduğundan enseye tokat. Sonra laf döndü dolaştı nereye yatırım yapmalı, parayı nereye koymalı. Bana çok böyle yatırım soruyor, tabii ben çok geziyorum diye akıl danışıyor. Ünlüler ada falan alıyor ya bu da niyetlenmiş, Karayiplerden gösterdi iki ada alacak. Ya dedim dur ne yapacaksın adayı, ülke alalım. Şaşırdı biraz. Koskoca Giorgia Armani ne yapacak küçücük adaları. Al dedim Gürcistan ile Ermenistan’ı köşede dursun. Hem adınla uyumlu, adına yakışır yerler buralar. Olurdu olmazdı aradık Georgia ve Armenia başkanlarını. Telefonda üç beş pazarlık, al sana Giorgia Armani. Uzun yıllardır süren Türkiye-Ermeni sorunu da bu sayede çözüldü. Yeni oluşan bu ülke tekstil üreticilerimiz için de ayrı fırsatlar sunacak. Bu görüşmemizde yanında olan dünya güzeli Heidi Klum’u odama yeni ülkenin başbakanlığı için görüşmeye davet ettim. Tabii ki Birleşik Georgia-Armani’nin ilk başbakanı kadın olmalıydı. Görüşmeleri odamda sabaha kadar devam ettirdik. Bu görüşmeler yeni ülkenin arşivlerine girdiği için maalesef henüz yazamıyorum, ama zaman aşımına uğrayınca muhakkak bunları da sizlerle paylaşacağım.