Buzdolabı

Hiç unutmam, bundan üç yıl önceydi. Yani yıl 2017. Kendi kendime cesaret verdim, “Git bir buzdolabı al lan ödeyemezsen de en azından bir denemiş olursun” dedim. O gazla yola çıktım ama daha beyaz eşyacıya varmadan cesaretim kırıldı. Bu sefer de iç sesim “Oğlum deli misin lan sen neyine güvenip de buzdolabı almaya gidiyorsun, senin etin ne budun ne lan?” diyordu. Arabayı durdurmak istedim ama o an bir arabam olmadığını fark ettim. Evet, yürüyerek gidiyordum. Sonra eve dönüyordum, eve yaklaşınca kendimden utanıyor tekrar yola çıkıyordum. Kendime “Buzdolabın olunca komşulardan buz istemene gerek kalmayacak” diyordum, beyaz eşyacıya yaklaşınca “Hadi buzdolabını aldın her ay elektrik parasını nereden bulacaksın” diye kendime kızıyordum.

O zamana kadar biz evdeki yiyecekleri CHP zamanından kalma sidikli bir derede soğutuyorduk. Evin önünden geçen bu dereye salladığımız karpuzlar derede kayboluyor, içeceklerimiz sidiğe batıyor, hiçbir şey tam istediğimiz gibi soğumuyordu. CHP yetkililerine yazsan ilgilenen birini bulmak mümkün olmuyordu. Altı, yedi yıl önce öyle kurak bir kış geçti ki yaz ortasında dere kurudu. Ben de yemekleri soğutmak için küveti doldurup tencereleri yüzer şekilde küvete bıraktım. Ertesi gün işyerindeki arkadaşım kulağının arkasında taze fasulye var dedi. Temizlenmek için lavaboya gittiğimde apış aramdan da bir brokoli çıktığını anımsıyorum. Meğer tencereleri unutup sabah küvette yıkanmışım.

Neyse şimdi konumuza dönelim. Evle bayi arasında birkaç git gel yaptıktan sonra bu işin böyle olmayacağına karar vererek önce bir ufak rakı içtim ardından da onun verdiği cesaretle gidip buzdolabını aldım. Birkaç gün sonra buzdolabı eve geldi. Bembeyaz pamuk gibi bir şey. Eşikte sarıldım buzdolabına, adamlar şaşırdı. Getiren arkadaşlara “lütfen salona koyalım” dedim. “Abi herkes mutfağa koyuyor, bir daha düşün istersen” deseler de benim kararım kesindi, televizyonu kaldırıp buzdolabını televizyonun yerine koydurdum. İçimden de “Yemişim lan televizyonu, her gün aynı boktan şeyler, ben buzdolabını seyrederim, canım sıkılınca içinden bir şey alır, sonra bir daha seyrederim” diye düşündüm. Yalan yok, eve gelenler de buzdolabımı görsün istiyordum. Üzerine mıknatıslı ıvır zıvırlardan yapıştırdım, üstüne bir örtü serdim sonra fişini taktım. Motor hemen devreye girdi. Özel bir jetle okyanusun üzerinde uçuyor gibiydim.

İlk şok buzdolabının kapağını açınca gerçekleşti. Buzdolabının içi bomboştu, hemen bayiyi aradım durumu anlattım. Adam “Biz içini boş veriyoruz, müşteriler kendileri dolduruyor” dedi. Hastir lan oradan deyip müşteri hizmetlerini aradım. Televizyon reklamlarında gösterdikleri ürünle bana teslim edilen ürünün sadece dış görünüş açısından benzerlikler taşıdığını ancak içerik olarak alakası olmadığını anlattım. Müşteri hizmetleri de buzdolabını benim doldurmam gerektiğini söyledi. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Hayallerim suya düşmüştü. O kadar parayı verdikten sonra bir de yiyecekleri de ben koyacakmışım içine. O yıl buzdolabının taksitleri bitene kadar sadece su koydum dolaba. Yazın havlularla yastıkları soğuttum. Yatağa giderken buz gibi yastığa başımı koyduğumda hem ülkemizi yönetenlere hem de bu aleti icat edenlere dua ediyordum. Apartmanda buzdolabı aldığım duyulduğu için arada bir de komşular yemek getirip buzdolabına koymamı istiyorlardı. Her yemeği koyamayacağımı söylüyordum tabii ki. Kısa sürede mahallede herkes buzdolabı aldığımı duydu. Tabii dedikodular da aldı yürüdü: “O kadar parayı nereden bulmuş”, “Bu devirde alın teriyle buzdolabı mı alınırmış”, daha neler neler. Bense kulağımı tıkayıp tüm konuşulanları duymazdan geliyordum. Kötü bir söz duyduğumda koşarak eve geliyor, buzdolabımdan bir bardak soğuk su içip sakinleşiyordum. Biraz normale dönünce onlara hak veriyordum: Buzdolabı olmayan birinin buzdolabı olanları anlaması mümkün değildi. Onlara üzülüyordum ama yapacak bir şey yoktu. Çok değil bundan birkaç yıl önce ben de onlarla aynı durumdaydım.

Ben soğuk suyu ilk kez 33 yaşımda içtim. Zengin bir arkadaşım evine buzdolabı alınca tüm dostlarını davet etmişti. Yanılmıyorsam yıl 2003 olacak. Bademciğim şişince işyerinde herkese hava attıydım, “soğuk su içtim de ondan oldu” demiştim. Herkes şaşırmıştı tabii, o zamana kadar beni adam yerine koymayanlar bile buzdolabından soğuk su içip de bademciğimin şiştiğini duyunca hemen gelip geçmiş olsun demişti.

Doğruya doğru, eğriye eğri. Eleştirimizi yapalım ama doğruları da söyleyelim. Kabul edelim ki bu ülke insanının bademcikleri ilk kez AKP sayesinde şişti. CHP zamanında yalnızca basur olabiliyorduk. Ancak götümüz şişiyordu.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

1 Comment

  1. Puhahaha yok deve biz 9 çocuklu 11 kişilik aileydik. bizim bile 90 lı yıllrdan kalma buzdolabmz vardı. Bide fakirdik amma attın 2003 te de herkesin vardı yok😄😄😄😄 2003 te cep telefonun da varmış ya, aslında zengin işin de fakire yatıyormuşsun, gönlün fakir iş ya da 👍🤭🤣🤣🤣🤣

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...