Iphone Farkındalık Uygulamasını Kullanan A.E. Maaşını Telefona Yatıran Bir Geri Zekâlı Olduğunu Fark Etti

10 Temmuz 2017Kaparoz0

Trajik olay Sakarya’nın Akyazı ilçesinde gerçekleşti. Dört kişilik bir ailenin büyük çocuğu olan A.E. üniversiteyi kazanınca anne ve babasının vermiş olduğu cep telefonu sözünü kendilerine hatırlattı. Bir fabrikada asgari ücretle işçi olarak çalışan A.E.’nin babası B.E., oğlunu kırmamak için, ekonomik durumu uygun olmamasına karşın oğlunun istediği telefonu satın almaya karar verdi. Kısa bir araştırma sonunda oğlu A.E.’nin istediği Iphone marka telefonun iki aylık maaşından fazla tuttuğunu öğrenen B.E. fabrikadaki arkadaşlarından borç alarak telefonu satın aldı. Iphone’un Farkındalık Uygulaması A.E.’nin Hayatını Değiştirdi Kaparoz muhabirinin sorularını yanıtlayan A.E. “Telefonu aldığım gün sevinçten sabaha kadar uyuyamadım. Daha sonra aynı gece babamın da hiç uyumadığını öğrendim ama o gün gözüm telefondan başkasını görmüyordu. Hemen telefonu açıp arkadaşlarıma telefonla ayna karşısında çekilmiş fotoğraflarımı gönderdim. İçim içime sığmıyordu. Artık tüm günümü telefon başında geçirmeye başlamıştım. Bir gün Iphone telefonumu kurcalarken içinde bir sağlık uygulaması olduğunu gördüm. Uygulamanın Farkındalık Dakikası bölümünü açtım. Ekranda ‘Farkındalık, yaşamınızın geçip gitmesine izin vermek yerine anı yaşamak ve deneyimin farkına varmak anlamına gelir’ yazıyordu. Bu açıklamanın hayatımı değiştireceğini bilmiyordum” dedi. “İlk Önce Annemin Yamalı Eteğini Sonra Babamın Durgun Hallerini Fark Ettim” Açıklamalarını sürdüren A.E. “Aslında ilk anda madem telefonum var, her uygulamasını kullanayım diye düşünmüştüm ancak gün geçtikçe farkındalık dakikam artmaya başladı. Ailemi, fabrikada çalışan babamı ve annemi daha fazla düşünmeye başladım. Bir gün annemin eteğinin yamalı olduğunu fark ettim, ertesi günse babamın durgunluğu çarptı gözüme. Kısa süre içinde ailemiz yokluk içindeyken, babamın iki aylık maaşıyla bana bir telefon aldığını ve bu yüzden de annemin yemeklere daha az et, tavuk, yumurta koyduğunu fark ettim. Uygulamayı kullanmaya başladığımın üçüncü ayında bir gece gözüme bir ışık vurdu, sanki o an aydınlandım. O gece, babamın maaşını elinden alıp, tüm parayı cep telefonuna yatıran bir geri zekâlı olduğumun farkına vardım.” dedi. “Farkındalık Demekle Bir Halt Olmadığını da Fark Ettim” “Eskiden kendimi gelişmeleri takip eden bir teknoloji meraklısı olarak tarifliyordum, şimdi hıyarın teki olduğumu biliyorum” diyen A.E., uygulamayı kullandıkça farkındalık düzeyinin artmaya devam ettiğini söyleyerek “Farkındalık derecem bir miktar daha arttığında farkındalık, tariflemek, deneyimlemek gibi sözcükleri kullanınca bir bok olmadığını da fark ettim ancak şu an henüz bu alışkanlıktan kurtulabilmiş değilim.” dedi.

Japon Mühendisler Yol Yapıp Oy Çalabilen Robot Geliştirdi

20 Nisan 2017Kaparoz0

Üç yılda geliştirilen robotun yapımında görev alan Japon başmühendis Takayaki Haşirto, dün yaptığı açıklamayla Türkiye pazarına yönelik olarak yaptıkları incelemeler sonunda, aynı anda hem asfalt döküp, hem de oy çalabilen bir robot geliştirdiklerini dünyaya duyurdu. “Robotumuz 18 Muhtar ve 41 Partilinin Bir Haftada Yapabileceği İşi Bir Günde Yapıyor” Bir basın toplantısı düzenleyerek açıklamalarda bulunan Haşirto “Yaklaşık üç yıldır bu robot üzerinde çalışıyoruz. Uzman ekibimiz ilk önce ihtiyaçların ne olduğunu belirledi. Açıkçası biz daha farklı bir rapor bekliyorduk ancak bize gelen bilgiler özellikle bu iki konu üzerine odaklanmamız gerektiğini söylüyordu. Bugüne kadar yapılmamış bir proje olduğundan önce prototip şeklinde temel özelliklere sahip bir robot geliştirip denemelerimizi bu robot üzerinde yapmaya karar verdik. İki yıllık bir geliştirme süreci sonunda geçen yıl prototip robotumuz, on gün önce ise gerçek robotumuz ortaya çıktı. Artık bu tür bir iş için büyük organizasyonlar içine girip milyonlarca dolar ödemeye gerek kalmayacak. Bizim geliştirdiğimiz bu robot, 18 muhtar ve 41 partilinin bir haftada yapabileceği işi bir günde yapıyor. Maliyet olarak bakıldığında bizim ürettiğimiz robot, uzun vadede bir muhtardan bile daha ucuza geliyor” dedi. Kasabalar İçin ProSteal, Köyler İçin MiniSteal Modeli Seri üretime geçilmesi durumunda ayda üç robot çıkartabileceklerini söyleyen mühendis Haşirto “Elbette şu anki kapasitemiz büyük bir ülkenin gereksinimlerine yanıt verecek düzeyde değil ancak özellikle büyük şehirlere uzak olan köyler ve kasabalar için ideal bir çözüm. ProSteal modelimiz ile büyükçe bir kasabanın tüm asfalt ve yürütme işlerini yapabilirken 100 haneli bir köy için MiniSteal modelini öneriyoruz. Elbette birkaç köyün bir araya gelerek ProSteal sahibi olması da mümkün. Önemli olan insan gücünün daha yaratıcı işlere yönelmesi için yeterli zaman yaratmak. Bir robotun yapabileceği iş için insanları kullanmak bizce hem çok maliyetli hem de verimsiz bir yaklaşım” dedi. Meraklıların önümüzdeki aylarda gerçekleşecek Yerel Yönetimlerde Şeffaflık ve Çağdaş Belediyecilik fuarında robotları deneme fırsatı bulacağını söyleyen Takayaki Haşirto, robotun ön kısmına monte edilen TOMA aparatıyla robotun tazyikli su püskürterek herhangi bir bölgede toplanan halkı dağıtabildiğini de söyledi. Opsiyonel parçalarla birlikte satın alınması durumunda robotun standart fiyatına bu aparatlar da ilave ediliyor.

Kılışlar Virüsüyle AKP’lilerin Telefonuna Sahibinden Habersiz ByLock Yüklenmiş

25 Mart 2017Kaparoz1

TÜBİTAK araştırmacılarının yaptığı çalışmalar sonucunda AKP’li yöneticilerin telefonuna sahibinden habersiz olarak ByLock yükleyen ‘Kılışlar’ adlı bir virüs tespit edildi. Bazı AKP’lilerin telefonunda, FETÖ terör örgütünün haberleşme yazılımı olan ByLock yazımının bulunması üzerine bir çalışma başlatan TÜBİTAK, kısa süre içinde virüsün kaynağına ulaştı. TÜBİTAK’ın araştırmaları sonucunda CeHaPe kod adlı hackerların geliştirdiği Kılışlar Virüsünün, ByLock programından habersiz binlerce masum AKP’linin telefonuna girerek sahibinden habersiz olarak FETÖ’nün haberleşme uygulamasını telefona yüklediği ortaya çıktı. Araştırma Sonuçları Bakanlar Kurulunda Halay Çekilerek Kutlandı Araştırma sonuçlarının açıklanmasının ardından AKP’de tam bir bayram havası gözlendi. Kılışlar virüsünün bulunması üzerine eski bakanların da katılımıyla çok kalabalık bir topluluk halay çekip pilav yedi. Telefonlarında çalışan ByLock yazılımından haberdar olmayan AKP’liler adına açıklama yapan eski bir bakan “TÜBİTAK raporunu görünce gözlerime inanamadım. Yani gerçekten pırıl pırıl, çok zeki insanlar var TÜBİTAK’ta. Sekiz aydır, biz bu işten nasıl yırtacağız diye kıvranıyorduk. Raporda yazıldığı gibi çok masum ve mağduruz. Yani üç kere okudum raporu, aynen öyle yazmış çocuklar. Ancak bu olayın peşini de bırakacak değiliz, Kılışlar virüsünün nerede geliştirildiğini gayet iyi biliyoruz. Bugünden sonra kimsenin gözünün yaşına bakılmayacak. Son noktaya kadar gideceğiz” dedi. AKP’li Telefonlardaki Virüs CHP’lilerle Konuşurken Bulaşmış TÜBİTAK araştırmasına göre CHP’li kişilerle telefon görüşmesi yapan AKP yetkililerinin telefonları bu görüşme sırasında virüsten etkileniyor. Telefondan telefona sıçrama yapabilen ‘Kılışlar Virüsü’ yerleştiği telefonda yaklaşık on yedi buçuk dakika otuz beş saniye sonra aktif hale geliyor. Yarı iletken, az poliüretan, tam entegre et tesisi aracılığıyla ana belleğe yerleşen virüs kısa süre içinde internete bağlanarak yerleştiği telefona Bylock uygulamasını yüklüyor. Sahibinden habersiz olarak telefona Bylock kurulumu yapan virüs, mikroişlemciyle BIOS arasındaki RAM’in altında, bekleme moduna geçiyor. Sığındığı yerde başka bir CHP’li ile yeni bir görüşme yapılmasını bekleyen virüs, böyle bir gelişme gerçekleştiği anda AKP’li kişinin telefonundan ayrılarak evine dönüyor. “Ana Belleğe Yerleşen Kılışlar Virüsü Telefonun Anasını Belliyor” Kaparoz’un ulaştığı TÜBİTAK Projeleri ve Kuran Araştırmacısı Halit Kumkum “Virüs şimdiye kadar bilinen virüslerden farklı. Bir kere çok sinsi, yapışkan bir dokusu var, affedersiniz sümük gibi bir şey. Öyle iğrenç ki bilim adamı olmamıza rağmen biz bile çıplak elle dokunamadık. Virüsün bir özelliği de sıçrama yaptığı telefonda hemen aktif hale gelebilmesi. Yani bir dinleneyim, biraz durulayım, şu telefondan biraz insanlık öğreneyim demiyor. Ana belleğe yerleştikten sonraki yarım saat içinde telefonun anasını belliyor. Bakan, milletvekili, il başkanı ayırt etmiyor. Bunca yıllık araştırmacıyım bu kadar kalleş bir virüs daha önce görmedim” dedi.

Türkiye Hedef Büyüttü: Uzaya Nifak Füzesi Gönderiyoruz

13 Mart 2017Kaparoz0

Kendi ülkesinden sonra Avrupa’nın huzurunu da bozmayı başaran Türkiye, hedef büyüterek gözünü uzaydaki uyum ve huzura dikti. “Sonsuz Uyum Uzayda Değil, Kuran’da Vardır” Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Teknoloji Dairesi Genel Müdürü Feride Kanter “Yıllardır duyarız, yok efendim sonsuz evrenmiş de uzaydaki uyummuş, bir dolu saçmalık. Hepimiz biliyoruz ki sonsuzluk kavramının Allah dışında kullanılması abesle iştigaldir. Uyum da huzur da uzayda değil Kuran’dadır. Bu zamana kadar uzayla ilgili olarak sarf edilmiş bütün bu sözlerin yalan olduğunu tüm dünyaya göstereceğiz. ‘Uzay beşten büyüktür’ diyoruz. Zaten Nifak-1 de yörüngeye girer girmez bu minvalde yayın yapmaya başlayacak. Nifak tohumları kısa sürede uzayda dolaşarak ortalığı karıştıracak. O zaman göreceğiz bakalım uzay söylendiği kadar uyumlu, huzurlu bir yer miymiş?” dedi. “Nifak-1 Füzesi İle Uzaya İlk Nifak Tohumlarını Atacağız” Nifak-1 Füzesiyle ilgili açıklamalarda bulunan Feride Kanter “Füzenin 250 desibel ses çıkartma kapasitesi olduğunu belirterek gün içinde sürekli olarak ‘Mars’taki su da neymiş, beş para bile etmez’, ‘Kuran’da yoksan, uzayda da yoksun’, ‘Siz kimsiniz ya?’ gibi cümlelerle ortalığı kızıştıracağını söyledi.” Kaparoz muhabirinin “Uzayda sesi nasıl ileteceksiniz?” sorusuna “Teknik detayları vermem mümkün değil ancak şu an TÜBİTAK binasında bu proje üzerinde altı imam, dokuz polis ve üç tane de gayrimenkul satış yetkilisi olmak üzere toplam on dört kişilik bir ekibimiz çalışıyor. Eğer hoparlörlerimiz eksik kalırsa bizim camilerimiz var. Şunu da not edin, bizim camilerimiz yabancıların kiliselerine benzemez.” dedi. Nifak-1, Yörüngedeki Diğer Uydulara Yakın Geçip, Sıkıştırarak Görüş Açılarını Kapatacak Vatandaşlardan bu konuda büyük destek gördüklerini söyleyen Kanter “Uzay affedersiniz gâvur uydularıyla dolmuş vaziyette. Birisinin bu oyunu bozması gerekiyordu. Bu görev Allah’ın izniyle bizlere nasip oldu. Bizim uzaydaki ilk hedefimiz yörüngedeki uydular arasında ufak tefek sataşmalar, itişmeler, çekişmeler başlamasını sağlamak. Bu amaca ulaşmak için diğer uydulara yakın geçerek, biraz sıkıştırarak, görüş açısını engelleyerek, geçtiğimiz bir uydunun önünde aniden fren yaparak yörünge ortamına biraz hareket getireceğiz. Elbette bunu tek bir nifak füzesiyle yapmak güç ancak bu ilk adımdır. Bugün Nifak-1’le başlıyoruz, göreceksiniz ki bu çalışmalarımızın sonunda, belki de yakın bir zaman içinde aya gidip orada da bir kamplaşma ortamı yaratabileceğiz.” dedi. Nifak-1’in daha çok ülkeler arası bir çatışma zeminine göre programlandığını belirten Feride Kanter “İleride mezhep, cinsiyet, ırk ayrımını kaşıyacak farklı füzeler geliştirilerek orta vadede uzayı biraz kızıştıracağız, bu teknolojiye sahibiz.” dedi.

Erdoğan’ın Ses Tonuyla İnternetteki Yavaşlama Arasındaki Bağlantıyı Bulan Matematikçi Nobel Adayı

3 Şubat 2017Kaparoz0

Erdoğan’ın ses tonu ile Türkiye’deki internet hızı arasındaki korelasyonu formüle eden Pakistanlı bilim insanı Hayri Müşerref Nobel Ödülüne aday gösterildi. “Türkiye’de Çalışırken İnternetteki Yavaşlamalar Nedeniyle Projelerimiz Aksayınca Bu Sorun Üzerine Eğilmeye Karar Verdim” Kaparoz’a açıklamalarda bulunan Pakistanlı matematikçi “Bir araştırma nedeniyle iki yıla yakın Türkiye’de bulundum. Bu süre içerisinde bazı günler internet tümüyle kesilirken bazı günlerdeyse çok yavaşlıyordu. Öyle ki artık araştırmalarımızda aksamalar meydana gelmeye başlamıştı. Bazı günler e-posta hesaplarımızı bile kullanamıyorduk. Arkadaşlarıma sorduğumda bu konuda net bir bilgi veremiyorlar, ‘şundan olmuştur’, ‘bundan olmuştur’ gibi üstünkörü tahminlerde bulunuyorlardı” dedi. “Cumhurbaşkanının Sesi Yükselince İnternet Yavaşlıyordu” Açıklamalarını sürdüren ünlü matematikçi “Türkiyeli arkadaşlarım internet tümden gidince televizyonu açıyorlardı ve her açtıklarında ben Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ı ekranda konuşurken görüyordum. Cumhurbaşkanı sinirli bir halde ve yüksek bir tonda konuşuyordu ancak ben Türkçe bilmediğim için ne dediğini anlayamıyordum. Bir gün televizyonun sesini kısmalarını rica ettiğimde, arkadaşlarım bana televizyonun o anda en kısık ayarda olduğunu daha da kısamayacaklarını belirttiler. Ben de o gün bizleri üzen bu durumun nedenini belirlemek üzere çalışmaya karar verdim ve kısa süre içinde internetin hızının düşerken aynı anda Cumhurbaşkanının sesinin yükseldiğini fark ettim” dedi. On Yedi Farklı Hız Testi de Aynı Sonucu Verdi Araştırmalarını bu konuda yoğunlaştırdığını söyleyen Müşerref birbirinden farklı zamanlarda on yedi ayrı vakayı analiz ederek verileri topladıklarını, ses tonu dışındaki internet hızını etkileyebilecek diğer değişkenleri de denklemin içine koyarak tüm durumlardaki internet hızını doğru olarak tespit edebildiklerini belirtti. Müşerref internetteki yavaşlamayı Erdoğan’ın sesindeki yükselişe bağlı bir fonksiyon olarak tanımlayan bu korelasyonunun formülünü iki hafta içinde son haline getirdiğini de açıklamalarına ekledi. “Bugün Cumhurbaşkanını Dinleyerek İnternetin Hızını Tahmin Edebiliyoruz” Sorularımıza son derece samimi yanıtlar veren Müşerref “Bugün artık Türkiye’deki internet hızı bizim için öngörülemeyen bir şey değil. Şu an analiz cihazımıza TRT haber dinleterek size internetin önümüzdeki günlerde ne oranda yavaşlayacağını net olarak söyleyebilirim. Formülün uzunluğuna da bakmayın çoğu ıvır zıvır bilgi ancak Nobel komitesi maalesef son yıllarda kısa formüllere ilgi göstermiyor. Bu nedenle biraz da ödül alabilmek için formülü uzattık, yoksa iki satırda biterdi bu iş” dedi.

Rize’de Yeni Bulunan Bir Böcek Türüne FETÖ Adı Verildi

27 Ekim 2016Kaparoz0

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Entomoloji Bölümü öğretim üyeleri tarafından yapılan açıklamada üniversitenin helasında rastlanan yeni bir böcek türüne FETÖ adı verildiği duyuruldu. Örümcek Gibi Ağ Örüp, Sincap Gibi Sıçrayabiliyor Muhabirimizin ulaştığı bilgilere göre omurgasız canlıların kıllı böcekler türünün pis kokulular sınıfında yer alan FETÖ, geçtiği yerlerde sümüğe benzer bir kalıntı oluşturuyor. Ağırlıklı olarak tuvaletlerde ve pis alanlarda yaşamını sürdüren FETÖ, gün ışığında iki saatten fazla kalırsa ölüyor. Üniversitenin Etnomoloji Kürsüsü Başkanı Prof.Dr. Hayriye Buldan “Ağzından doğru söz çıkmayan FETÖ böceği, örümcek gibi ağ örüp, sincap gibi sıçrayabiliyor. Sürekli kötü söz konuşarak insanın içine fitne fesat sokuyor” dedi. Sus’tan, dur’dan ve yapma’dan anlamayan FETÖ’lerin iki adet iğneli kola sahip olduğunu belirten Buldan FETÖ’nün kıskaç biçimindeki kollarını göstererek “Birisi tutmak diğeri de sokmak için” şeklinde açıklamalarını sürdürdü. “Latincede ‘Paulo Puppy’ Dediğimiz, Yavşak Türüne Özgü Davranışlar Gösteriyor” İftira edebilen FETÖ’ler bukalemun gibi renk değiştirip insana güzel gelecek bir görünüme kavuşabiliyorlar. Yıllarca birlikte yaşadığı ev sahiplerine bile saldırabilen FETÖ’ler renk değiştirdiklerinde en zeki insanları bile kandırabiliyorlar. Böcekle ilgili teknik açıklamalarda bulunan Buldan “Hakikaten iğrenç bir böcek. Bilimsel olarak Blatta Orientalis dediğimiz Hamamböceğinin Akdeniz Meyve Sineği ile çiftleşmesinden ortaya çıktığını düşündüğümüz, kabuklu bitle, yaprak uyuzu arası tuhaf bir canlı. Değdiği yeri kurutuyor. Latince ‘Paulo Puppy’ dediğimiz, Anadolu’da yavşak olarak isimlendirilen türe özgü davranışlar gösteriyor. Bir kere çok sinsi bir hayvan, onu çok net söyleyebilirim” dedi. “Lağım Faresi Bile Yanından Kaçmak İstiyor” Yeni bulunan tür ile ilgili olarak yapılan inceleme, gözlem ve deneyler hakkında bilgi veren Hayriye Buldan “Arkadaşlar bu böceği helada bulduk diye bize haber verdiler. Ben tanımadığım böceklerden korktuğum için, olay yerine hademeyi yolladım. Helanın hemen yanında bizim laboratuvar var. Malzeme olarak, tasları, tüpleri, kâğıt havluları falan ortak kullanıyoruz zaten. Hademe arkadaş duvardan böceği alıp, laboratuvarımızdaki lağım faresinin yanına koymuş. Yarım saat sonra gidip baktığında lağım faresinin kafesten çıkmaya çalıştığını fark etmiş. Bu deney bize gösteriyor ki, lağım faresinin bile iğrendiği bir mahlukla karşı karşıyayız” dedi. “Böylesini Görmedik” Bugüne kadar buna benzer bir hayvan görmediklerini belirten Prof.Dr. Buldan “Meslek icabı her gün onlarca böcekle karşılaşıyoruz. Kıskaçlısı, düğmelisi, sarısı, yeşili neler görüyoruz. Tüküreni var kusanı var. Var oğlu var. Bakın çok samimi söylüyorum, ben bugüne dek böyle bir şey görmedim. Yani Allah günaha yazmasın ama bu canlı niye yaratılmış anlamak mümkün değil. Şeytan gibi duruyor duvarda, bir denk getirsem, siz o zaman seyreyleyin cümbüşü gibilerinden bakıyor insana” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

Google Drive ve Dropbox’tan Sonra Yerel Disklere de Erişim Engeli

9 Ekim 2016Kaparoz0

Dün alınan bir kararla Google Drive ve Dropbox gibi bulut depolama hizmetlerine getirilen erişim yasağından sonra bugün de yerel disklere erişim engeli getirildi. Belgelerim, Masaüstü ve İndirilenler Klasörü de Yasaklılar Arasında Uygulamanın gerekçeleriyle ilgili bir açıklama yapılmazken bugünden geçerli olmak üzere Belgelerim, Masaüstü, İndirilenler klasörü de dâhil olmak üzere bilgisayarın kendi belleğinde yer alan kırktan fazla klasöre erişim yasağı getirildiği bildirildi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından yapılan açıklamada, haftada bir kereyi aşmamak üzere, kişinin bilgisayarıyla birlikte muhtarlığa giderek, muhtarın bilgisi ve gözetiminde yerel diskte yer alan klasörleri yarım saat süreyle ziyaret edebileceği bildirildi. BTK tarafından yapılan açıklamada görüş günlerini belirleme yetkisinin ise muhtarlarda olacağı belirtildi. Bilişim Uzmanları: “Artık Bilgisayarların Hayatımızdaki Yeri Zigon Sehpadan Fazla Değil” Konu hakkında açıklamalarda bulunan bilişim uzmanı Hakan Dirik erişim yasağı ile bilgisayarlarda yapılabilecek işlemlerin büyük ölçüde azaldığına dikkat çekerek “Artık herhangi bir işlem sonunda kaydet tuşu kullanılamayacak. Örneğin bilgisayarda yazı yazılabilecek ancak kaydedilemeyecek. İlla kaydetmek isteyenler bilgisayar ekranının fotoğrafını çekerek dolaylı yoldan kayıt yapmak durumunda kalacak.” dedi. Bundan sonra bilgisayarların küçük televizyon, daktilo, hesap makinesi hatta zigon sehpa gibi bir kullanım yeri olacağını belirten Dirik “Ancak daha çok sehpaya yakın. Bu yüzden Türkiye’de satılacak yeni bilgisayar modelleri için artık tasarım konusunun çok daha ön planda olacağını tahmin ediyorum” dedi. Vestel: “Uygulamayı Destekliyoruz” Erişim engelinin ardından bir açıklama yapan Vestel Teknik Hizmetler Müdürü Saliha Özbek “Devletimizin bekası ve gençlerimizin ortalama zekâsı açısından getirilen erişim yasağını destekliyoruz. Bugün itibarı ile kendi bilgisayarlarımızla piyasadaki diğer bilgisayarlar arasında bir hız farkı kalmamış oluyor. Şu an piyasadaki tüm bilgisayarlar bir nevi klavye durumuna geldiğinden, hız artık bilgisayara değil, kullanıcının parmaklarındaki çevikliğe bağlı olacak” dedi. Yasağın uzun süreli olmasını istediklerimi belirten Özbek, “Bu uygulamayla satışlarımızın artacağını umuyoruz” dedi. Bilgisayarlarının çok ısınmasından dolayı, kış aylarında satışların arttığını belirten Özbek, ısınma amaçlı mevsimsel artış dönemine bir de erişim yasağının eklenmesinden dolayı, şu andaki tek endişelerinin siparişleri yetiştirememek olduğunu söyledi.

TÜBİTAK Geleceğin Teknolojileri Fuarına Kendi Kendini Saran Lahana Projesiyle Katılıyor

30 Eylül 2016Kaparoz0

TÜBİTAK, ABD’nin Kaliforniya Eyaletinde yapılacak ve yüzden fazla ülkeyle, binlerce teknoloji şirketinin katılacağı Geleceğin Teknolojileri Fuarına “Kendi Kendini Saran Lahana Projesiyle” katılacağını açıkladı. TÜBİTAK yetkilileri projeyle, uzun vadede tarlada doğrudan lahana sarması hasadı yapılmasının amaçlandığını belirttiler. “Lahanaların Genini Oktay Usta’nın Geniyle Aşıladık” Konu hakkında açıklamalarda bulunan Aylin Furkan “İmam Hatip Liseli bir öğrencimizin geliştirdiği “Eliptik Düğün Zurnası” projesinden etkilenerek acaba biz de lahana konusunda benzer bir atılım yapamaz mıyız diye düşündük. Bu noktada yaptığımız proje başvurusu kabul edildi ve Ankara Müftülüğünden Proje Müdürü olarak atanan imam arkadaşımız bize bir proje taslağı hazırladı. Bu noktada, olgunlaşan lahanaların kendi kendini saracak biçimde genlerinin değiştirilmesi için aşçı Oktay Usta’nın genlerinden yararlanabileceğimizi düşündük. Kendisi de sağ olsun bu fikre sıcak baktı. Geçen yıl yaptığımız ikinci gen aşısı başarılı oldu ve bu denemeden elde eden lahanalar şu an kendi kendini sarabilir duruma geldiler. İlk aşılamanın maalesef hatalı olarak gerçekleştirildiğini ve tam tersi olacak biçimde lahana geninin Oktay Usta’ya aşılanmış olduğunu fark ettik. Şu an Oktay Usta her sabah tarlaya gidip, akşama kadar lahana gibi oralarda gününü geçiriyor” dedi. Proje Altı Milyon Dolara Mal Oldu Kırk iki kişilik proje grubunda on yedi imam, yirmi bir hatip, üç güvenlik görevlisi ve altı adet de emlak uzmanının yer aldığını söyleyen Furkan “Toplamlarda ufak tefek hatalar olabilir, üniversiteden bir matematikçi istedik ama maalesef ödenek çıkmadı” dedi. İçinde bilim insanı olmadan gerçekleştirilen ilk bilimsel proje olması açısından da ilgi çekmesi beklenen proje için bugüne kadar altı milyon dolar harcandığını belirten Furkan “Elbette bu sadece ilk örnek (prototip) için harcanan tutar. Eğer seri üretime geçilirse bunun birkaç katı daha maliyet çıkacaktır. Şu an ürettiğimiz lahanaların bir yaprağı bile standart bir mutfaktan daha büyük ve tat olarak da plastikle naylon poşet arasında bir lezzete sahip. Yeterli mali desteğe kavuşursak, hem boyut hem de lezzet anlamında iyileştirme olacağını düşünüyoruz” dedi. Fuar İçin İki Yüz Kişilik Bir Ekip Kurduk Kaliforniya’da gerçekleştirilecek fuara iki yüz kişilik bir ekiple katılacaklarını söyleyen Aylin Furkan “Ekipte ne ararsanız var, tabii bilim insanı dışında. TÜBİTAK olarak, prensip anlamında bilim insanlarıyla çalışmıyoruz. Aslında çalışmıyoruz demek de doğru değil, istesek de çalışamıyoruz. Bilim insanları artık üniversitelerin havasından mıdır, suyundan mı bilemiyorum, çok fazla kuralcı ve sabit fikirli oluyorlar, sonuçta burası bir devlet dairesi, kimsenin babasının tekkesi değil. Geçen gün bu bilimcilerden bir tanesi gelmiş ‘Emir demiri kesemez, demiri demir testeresi keser’ diyor. Yani bakış açısındaki eksikliğe bakar mısınız? Al işte şu projeyle benim yengemin kuzeni bile Amerika’ya gidip bir hafta tatil yaparken sen de artık evindeki demir testerenle nereni kesersin, onu hesap et” dedi.

Domatesteki Allah Yazısından Sonra Salatalıktan Darwin Çıktı, Gözler Kuru Soğanda

24 Haziran 2016Kaparoz0

Domatesten Allah yazısı çıkmasının ardından salatalıktan Darwin yazısının çıkması üzerine görüşlerine başvurduğumuz akademik çevreler ve dini yetkililer şu an dengelerin pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve kuru soğandan gelecek sonuçların her şeyi değiştirebileceğini belirttiler. Gün içerisinde pek çok yurttaş sosyal medyadaki alevli tartışmalara dahil olurken ateist kesimin profil fotoğraflarında içinden Darwin yazısı çıkan salatalığa yer verdiği görüldü. Tarım Bakanı: Salatalık Vazgeçilmez Değil Konu hakkında açıklamalarda bulunan Tarım Bakanı “Şimdi bazı sebzeler bizim için vazgeçilmezdir, mesela domates. Biliyorsunuz zaten domatesin içinden Allah yazısı çıkmıştı. Hoş bu yazı çıkmadan önce de bizim milletimizde bir domates sevgisi vardı. Mesela ben tek başıma günde iki kilo domates yiyorum, rabbim kabul ederse. Salatalık içinse aynı şeyleri söylemek zor. Yani böyle affedersiniz tenasül organı gibi bir sebze, görünce bırakın yemeyi insanın yüzü kızarıyor. Bu sebzemiz olmasa bizim ekonomimiz ne kaybeder? Ben yanıt vereyim: Hiç de bir şey kaybetmez. Bugüne kadar hıyarsızlıktan ölen bir millet ben duymadım” dedi. TÜBİTAK: Hıyarın Hükmü Olmaz TÜBİTAK yetkilileriyse gün boyunca çeşitli televizyon kanallarına bağlanıp domatesle salatalığın bir olmadığını anlattılar. “Şimdi evde salatalık olmadığı zaman koyun domatesi, soğanı salata kasesine nefis bir çoban salata olur ama domates yoksa hıyarı ancak bir tarafınıza sokabilirsiniz” şeklinde yorumlar yapan bir TÜBİTAK çalışanı salatalık hakkında kin ve nefret dolu cümleler sarf etti. TRT’deki ana haber bültenine katılan başka bir TÜBİTAK yetkilisiyse “Yani bugüne kadar zorla yediğim bir şeydi, bugünden sonra kesinlikle ağzıma sürmem. Atalarımız böyle lüzumsuz işler yapan kişilere boş yere ‘hıyarlık yapma’ dememişler” dedi. Diyanet Serinkanlılığını Koruyor Sabah saatlerinde salatalıktan Darwin yazısının çıktığının duyulması üzerine Diyanet İşleri Başkanlığında bir araya gelen din alimleri ise şu ana kadar bir açıklama yapmadılar ama içeriden morallerin bozuk olduğuna ilişkin haberler geliyor. Basına açıklama yapan Diyanet İşleri Başkanı kuru soğan için umutlu olduğunu söylese de yüzündeki endişeli ifadeden farklı sonuçların gelmesinin de ihtimal dahlinde olduğu kolaylıkla anlaşılabiliyor. Diyanet İşleri Başkanlığında bu sabah yapılan toplantıda bazı muhaliflerin ‘Domatesten Allah çıkınca olayı bu kadar büyütmeseydik, şimdi hıyarla mücadele etmek zorunda kalmazdık’ dedikleri ve zamanında domatesin peşine takılan Diyanet İşlerinin hata yaptığını belirttikleri öğrenildi. Uzmanların eleştirilerini dinleyen Diyanet İşleri Başkanının ise herhangi bir yanıt vermeden toplantının sonuna kadar sessizliğini koruduğu belirtiliyor. Fatih’te Tezgahta Kalan Salatalıklar, Cihangir’de Yok Sattı Salatalıktan gelen haber, muhafazakar semtlerin pazarlarından salatalığın kalkmasına neden olurken Cihangir ve Beşiktaş’ta ise salatalık fiyatları yükseldi. 21 yıldır Fatih’te seyyar satıcılık yapan Musa Maden “21 yıldır işte bu tezgahta salatalık satıyorum. Bazı gün okul önünde, bazı gün vapur iskelesinin önünde dururum. İnanın dün bir siftah bile yapamadım. Özellikle salatalığı ortasından yarıp öyle koydum ki tezgaha, insanların içinde bir kuşku kalmasın. ‘Gel bak, içinden Darwin çıkana para yok’ diye akşama kadar bağırdım ama nafile. Bu sabah bir arkadaşın önerisiyle Cihangir tarafına geldim, iki saatte tezgah boşaldı, şimdi yeniden salatalık almaya gidiyorum” dedi.

Tıp Dünyası Şokta: Arsenikte Vitamin Bulundu

22 Ocak 2016Kaparoz0

İsviçreli bilim adamları tarafından dün açıklanan yeni bir araştırmanın sonucu gıda sektöründeki işleri iyice karıştırdı. Yıllardır “İçme suyunda arsenik bulundu. Zehir içiyoruz”, “Tavuk etinde arsenik çıktı. Kanser kapımızda” türünden haberler yaparak gıda endüstrisini yönlendiren uzmanlar arsenikte vitamin çıkması üzerine gün boyunca sessizliklerini korumayı tercih ettiler. Turşuda Tuz Çıktı, Tuzda Buz Çıktı Haberlerinden Gına Geldi Araştırmayı yürüten İsviçreli ekipten Dr.Yersen “Çocukluğumda annem yumurtada arsenik çıktı haberi üzerine bize yumurtayı yasaklamıştı. O günden beri arsenik konusunu araştırıyorum. Arsenik, filmlerdeki kötü karakterler gibi: hep kötü, hep kara. Oysa hayatta ara renkler de var. Biz arsenik yararlı demiyoruz ama “turşuda tuz çıktı”, “tuzda buz çıktı” haberlerinden de artık gına geldi. Endüstriyi yönlendirmek isteyen kişi, bir ürünü karalamak için hemen arseniğin peşine takılıyor” dedi. Biz Her Bulduğumuzu Yazsak Yer Yerinden Oynar Dr.Yersen “Gıda endüstrisi, tüketicileri yönlendirmek için tabiri caizse bokunda boncuk arar hale geldi. Geçenlerde bir gıda firması ‘Köyde doğal ortamda, özgürce yetişen tavukların dışkısında kristal cam çıktı’ diye bir haber yaydı. Ben olayı araştırmak üzere ilgili köye gittim. Meğer kümesten kaçan tavuklar dışarıdaki küçük cam oyuncakları yemiş. Tabii hayvana ne yedirirsen hayvan da onu dışkılayacak. Yani zurna yiyip trombon sıçması mümkün değil bu canlıların. Rakibe kara çalanların kendi ürünleri de bari bir işe yarasa: Bunların tavuklarında kimyasal ve antibiyotikten geçilmiyor. Endüstriyel tarım ve endüstriyel sanayi gıdalarının arsenikten tek farkı bir anda değil de çektirerek daha uzun sürede öldürmesi. Geçen ‘el değmeden’ sloganıyla ünlü olan bir firmanın ürettiği hazır gıdada darbuka kasnağı için film gergi vidası bulduk. Biz her bulduğumuzu yazmaya kalksak, yer yerinden oynar” dedi.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde Geliştirilen Yalan Makinesi İlk Çalışmasında Kendi Kendini İmha Etti

23 Aralık 2015Kaparoz1

Rize’deki Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü öğretim üyeleri tarafından geliştirilen yalan makinesi ilk çalışma denemesinde patlayarak kendi kendisini imha etti. Ölen veya yaralanan olmayan patlama üniversitede panik yaratırken, üniversite rektörlüğü derslere bir gün ara verildiğini ilan etti. Önce Dumanlar Çıktı Konuyla ilgili olarak ulaştığımız Makine Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof.Lütfi Yanak “Biz makineyi çalıştırınca dumanlar çıkmaya başladı. Böyle zift gibi pis bir koku geldi makineden. Biz aleti ceryandan çekesiye büyük bir gürültüyle patladı. % 100 helal sertifikası da var, yani gavur icadı gibi nasıl patladı vallahi biz de anlamadık ama rabbime şükürler olsun, kimseye bir şey olmadı. Verilmiş sadakamız varmış. Kimse merak etmesin, bu ekip oldukça biz daha çok yalan makineleri yaparız” dedi. Cihazın tümüyle Türk mühendisler tarafından üretildiğini söyleyen Prof.Yanak makinenin çalışma prensibini de şöyle anlattı: “Bizim yalan makinemiz diğer örneklerden farklı çalışacaktı ancak bozulmasında da bir hayır vardır elbette. Bizim makine, kendisine bağlanan kişi konuşurken kaç kez Allah diyor, kaç kere şükrediyor, bir yere girerken ilk olarak hangi ayağını atıyor gibi çok sayıda değişkeni kontrol ederek bunlardan anlamlı bir netice çıkartmaya odaklanmıştı. Bu değişkenleri Kuranı Kerim ve anayasamıza uygun bir algoritma ile işleyerek, sözlerin yalan olup olmadığını belirleyecekti.” dedi. Hocamızı Elektrik Çarptı Kaparoz muhabirinin “Cihazın doğru çalışıp çalışmadığından nasıl emin oluyorsunuz?” şeklindeki sorusuna “Haşa, biz bu dünyada sadece kul olduğumuzdan eminiz, onun ötesindeki bilgimiz de görgümüz de noksandır. Makinenin sonuçlarının doğru olup olmadığından da bir tek Allah Teala emin olabilir. Aslında biz cihaz yapılırken ilk önce kendimize takıp bir deneyelim dedik ama elektrik mühendisliği hocamızı elektrik çarpınca o işten vazgeçtik. Bugünkü planımız da makineye, siz değerli basın mensuplarını bağlamaktı ama kısmet değilmiş. Belki de alet sizi yalancı çıkarmamak için kendi kendini imha etti” diyerek basın mensuplarıyla şakalaştı. Hükümlüler Üzgün Yalan makinesinin kendini imha ettiğinin duyulması bazı grupları derin üzüntüye boğdu. Geçen yıl, cihazla ilgili geliştirme faaliyetlerinin duyulması, özellikle kaçakçı, dolandırıcı ve üçkağıtçıların ilgisini çekmiş, üniversitenin TÜBİTAK’la geliştirdiği yalan makinesinin vereceği sonuçların mahkemelerce kabul edileceğine ilişkin söylentiler de yayılınca söz konusu makine pek çok hükümlünün umudu olmuştu. Bu umutlarla birlikte bugüne kadar toplam iki yüz elli bin euro harcanan yalan makinesi yatırımı da yalan oldu.

Intel’in Dört Çekirdekli Kayısı Projesi Tutmadı

16 Aralık 2015Kaparoz0

Intel’in Malatya’daki yerli ortağı Günkurusu AŞ’yle geliştirdiği dört çekirdekli kayısı projesi beklenen ilgiyi görmedi. Kaparoz muhabirine açıklamalarda bulunan Günkurusu firmasının Genel Müdürü Ayşe Turuncu, projeye ciddi kaynak ayırdıklarını söyleyerek “Malatya’da uzun zamandır tarımla teknolojiyi bir araya getirecek projelere yatırım yapıyoruz. Geçen yıl teknoloji fuarında tanıştığım bilgisayar mühendisi bir arkadaşım beni işlemci üreticisi, dünya devi bir firmayla tanıştıracağını söyledi. Henüz üzerinden bir hafta geçmeden de bizi Intel’le bir araya getirdi” dedi. Bizi Çok Konuşturmadılar Bu tanışma zamanla bir işbirliğine dönüşmeye başlayınca birlikte nasıl bir proje geliştirebiliriz diye akıl yürüttüklerini söyleyen Turuncu “Biz teknolojik tarım falan konularında bazı projeler ürettik ama Intel gibi bir firmanın projelerinin yanında lafı olmaz. İtiraf etmem lazım ki, onların istihdam ettiği mühendis arkadaşların bilgileri, deneyimleri, sunum yetenekleri bizim ekipten çok yukarıda. Durum öyle olunca, tabii bizim de çok fazla söz hakkımız olmadı. Bir akşam bizi ‘Çok önemli bir gelişme oldu’ diye arayıp acilen İstanbul’a davet ettiler” dedi. Sekiz Çekirdeği Dörde İndirebildik “İstanbul’daki ofislerine girdiğimizde son derece heyecanlı bir atmosfer vardı. Proje yöneticileri oradaki toplantıda -gizli kalmak kaydıyla- sekiz çekirdekli kayısı üretme projelerini aktardılar. İşin doğrusu bizim ekibin aklına pek yatmadı ama hem küçük firma olmanın ezikliği hem de karşı taraftaki arkadaşların heveslerini kırmak istemediğimiz için itiraz etmedik. Proje sorumlumuz, alçak bir sesle tarım ve bilgi teknolojilerinin arasında fark olduğunu, meyve-sebze tüketicilerinin çok büyük bir inovasyon arayışında olmadığını söyledi. Ben de kayısı tüketicilerinin yıllardır aynı ürünü yemekten artık tutucu bir yapıya büründüklerini ve üründe herhangi bir geliştirme beklentisi olmadıklarını anlatmaya çalıştım ama ‘sekiz çekirdek çok değil mi?’ dediğimde bile karşı tarafta yüzler düştü. Biz de çok üstelemeyip attık imzaları ve dört çekirdekli kayısı projesi de böylece başlamış oldu” dedi. Yiyenlerin Dişi Kırıldı Yaklaşık bir yıl içinde istedikleri tipte, dört çekirdekli kayısıyı üretmeyi başardıklarını anlatan Turuncu, ürünün piyasada nasıl karşılandığını görmek için sabırsızlandıklarını ve hem halkın nabzını ölçmek hem de ilk ürünleri sergilemek için pazarda bir tezgah açtıklarını aktarırken “Ben müşteri gibi tezgahın etrafında dolanıp müşterilerin tepkisini izliyordum, bir arkadaşımız da kamerayla çaktırmadan çekim yapıyordu. Yarım saat geçti geçmedi, kayısının tadına bakan müşterilerden birinin dişi kırılınca tezgahta duran üretim mühendisimize tekme tokat girişti. Biz de olayı görüntüledikten sonra ortadan toz olduk” dedi. Yeni Fikirlere Açığız Diğer denemelerde de benzer sonuçlar alınca Intel’le görüşüp dört çekirdekli kayısı üretiminden vazgeçme kararı aldıklarını söyleyen Ayşe Turuncu “Ancak kendileri bizimle farklı projeler için çalışmak istediklerini söylediler. Geçen gittiğimizde ‘Mikro Kayısı’ diye farklı bir proje hazırlamışlar ama üretim müdürümüz yediği dayaktan sonra iyice açıldı, toplantıda doğrudan ‘Bu tutmaz’ diye kestirip attı. Yeniliklere kapımızı kapamadık ama yaşadığımız deneyimden dolayı sadece biraz daha temkinliyiz” dedi.

Yerli Otomobil

22 Ekim 2015Burak Kaya0

2015 yılının belki de en mutlu haberi yılbaşının ertesinde gelmişti. Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Motorlu Araçlar ve Ulaştırma Teknolojileri Bölümü öğretim elemanı ve öğrencileri, beş ayrı modelde elektrikli araçlar üretmişti.(1) İki buçuk yıl süren uzun uğraşlar sonucunda ortaya çıkan otomobiller 2015’in ilk günlerine damgasını vurmuştu. Bu yazımda, üniversitenin ürettiği araçlardan Cumhuriyet modelini inceleyeceğim. PAÜ’de geliştirilen Cumhuriyet model yerli araç, üniversitede üretilen diğer araçlar gibi elektrikle çalışıyor. Aracın gövdesi tümüyle ahşap olduğundan son derece ekolojik bir araç. Gaz pedalı, zımparalanmış mısır koçanından, ön kaputsa güneşte sertleştirilmiş mukavvadan elde edilmiş. Bu aracın beni en çok etkileyen bölümü tavanı. “Aracın tavanı yok ki, nesinden etkilendin?” diyecek olanlar bu aracın düşünsel dinamiklerini hiç anlamamışlar demektir. Bazı tercihler eklenerek, bazı tercihlerse çıkarılarak ortaya konur. Bu aracın tavansızlık özelliği, son model araçların binlerce dolar verilerek alınan sunrooflu modellerinde bile yok. Bulutsuzluk Özlemi’nin Tepedeki Çimenlik şarkısını anımsayın. Sadece gökyüzü. İşte bu araç size bunu vadediyor. Cumhuriyet modeli, arabada bisiklet keyfi sürmek isteyenler için geliştirilmiş, çevreci bir otomobil. Yağmurlu bir günde işe gittiğinizi düşünün: – Abi ne iş, sırılsıklam olmuşsun. – Nasıl yağmur yağıyor oğlum dışarıda, görmüyor musun? – Yeni arabamla geliyorum demiştin. Yoksa arabanın üstü açık mı? – Arabanın üstü yok ki. Bütçem kısıtlı olduğundan alt segment bir araba alabildim, yani arabanın sadece altı var. Üst donanımlı versiyonunda naylon şemsiye de veriyorlar ancak şu an benim için biraz lüks. Bu araçla otomobil endüstrisinin uğraştığı temel sorunlardan birisi de ortadan kalkmış oluyor. Yıllardır duymaktan usandığımız, araç iki kapılı mı yoksa beş kapılı mı, dört kapılı mı yoksa hatchback mi soruları artık bitiyor. Çünkü aracın kapısı yok. Peki nasıl gireceğiz bu arabaya diyenler olacaktır. Araca 7/24, isteyen kişi, istediği zaman, istediği biçimde girip oturabilir. Cumhuriyet modeliyle birlikte, benim aracıma bir ben otururum tarzındaki bencil, kapitalist anlayış, artık yerini, yoldan geçen teyzelerin oturup dinlenebildiği, çocukların üzerine oturup direksiyonu kurcalayabildiği sosyal araba modeline bırakıyor. Araçta emniyet kemeri yok ancak kendi kemerinizi pantolonunuzdan çıkartıp, arkadaki koltuğu da içine alacak biçimde önünüzden bağladığınızda, araçta güven içinde seyredebiliyorsunuz. Aracın standart donanımında sürücü koltuğu bulunmuyor, sadece üzerine beğendiğiniz koltuğu monte edebileceğiniz bir destek borusu konulmuş. Seçim sizin, isterseniz üst donanıma sahip koltuklu bir araç edinebilirsiniz, ya da “ben metrobüsten bir tane söker buna takarım” veya “ben boru üzerinde de gidebilirim” diyebilirsiniz. Aracın standart donanımında sunulmayan bir özellik de sol sinyal lambası. Zaten genellikle sağa döndüğümüz için, sol sinyale nadiren gereksinim duyarız. Aracın kullanım kılavuzunda yazdığına göre, sola dönüş esnasında, aracı kavşağa sokmadan önce ters çevirip, geri giderken sağ sinyali vererek de sol sinyali elde edebiliriz. Aracın güvenlik donanımında standart olarak sunulan frenleriyse aracı durmak istediğinizde devreye girerek otomobili yavaşlatıyor ancak üretici firma özellikle on dakikadan daha fazla süren, uzun mesafeli yolculuklar için, frenlerin sadece zorunlu durumlarda kullanılmasını öneriyor. Araçla birlikte opsiyonel olarak sunulan güvenlik paketi, ağırlıklı olarak muska ve dualardan oluşuyor. Arka bagajda bulunan güvenlik paketinin, kaza anında otomatik olarak devreye girmesi bekleniyor. Artılar Bagaj: Araç, üzerinde standart bir bagajla geliyor. Tümüyle ahşaptan yapılmış bagaj bölümü beş litrelik kapasiteye sahip ve sürüş esnasında üzerinizde taşımak istemeyeceğiniz cüzdan, cep telefonu gibi gereçleri rahatlıkla alabilecek genişlikte. Ancak, bir kilit mekanizması düşünülmemiş olduğundan, sürüş esnasında üzerinizde taşımak istemeyeceğiniz cüzdan, cep telefonu gibi gereçleri buraya koymamanızda yarar var. Direksiyon: Araçta standart olarak sunulan direksiyon ile istediğiniz yöne doğru seyahat edebiliyorsunuz. Aracın daha önceki modellerinde dönüş için araçtan inip, aracı gideceğiniz yöne doğru çevirmeniz gerekiyordu. Cumhuriyet, bu sorunu ortadan kaldırarak kullanıcılarına konforlu bir dönüş imkanı sağlanıyor. Tekerlek: M.Ö. 3000 yıllarında, ilk kez Sümerler’in bulduğu tekerlek, Cumhuriyet modelinin de göze çarpan aksesuarlarından. İki buçuk yıllık çalışma sonunda ancak üç tekerlekli modeli geliştirebilen proje ekibi, modelin dört tekerlekli versiyonu için Mezopotamya’da, Sümer uygarlığına ait dört tekerlekli araba kalıntıları üzerinde araştırmalarını sürdürüyor. Kaza ve Güvenlik: Günümüzün trafik kazalarında yaşanan en büyük sorunlardan biri de aracın içinde sıkışıp kalmak. Cumhuriyet modeli bu açıdan sorunsuz. Kaza esnasında aracın içinde kalmak isteseniz bile teknik olarak bu mümkün değil. Eksiler Far: Araç elektrikle yol aldığından, farın açılarak araçtaki enerjinin ışık olarak kullanılması durumunda araç otomatik olarak duruyor. “Hem far yansın, hem araba gitsin” diyenlerin araca bir el feneriyle binmelerinde yarar var. “Peki, farların gücü yeterli mi?” diye soranlar olabilir ancak bu soru yanlış. Çünkü farlar yok. Far bir tane, o da kendini aydınlatıyor. Korna: Araçta bir korna olmadığından, çevrenizdeki araçları ve yayaları bağırarak uyarmanız gerekiyor. Cumhuriyet modelinin tasarımı, hem spor hem de bir aile arabasına yakın. Beyazla kırmızının uyumuna eklenen gece mavisi koltuklar, aracı bir üst kategoriye taşıyor. Araç, kalabalık aileler için biraz küçük gibi görünse de özellikle modern dünyanın tek kişilik aileleri için son derece uygun. Aşağıdaki fotoğrafta görülen ‘Horoz’ modelini bu yazıda inceleme fırsatı bulamamış olsam da, en azından modelin daha çok iş adamları için tasarlandığını ve bir makam otomobilinin klasik çizgilerine sahip olduğunu belirteyim. Henüz menzili yetmediği için çeşitli testlerin yapıldığı simülasyon merkezlerine kadar ulaşamayan araçların, çarpışma testi sonuçlarıysa merakla bekleniyor. Kaynakça: 1- Denizli’de 5 ayrı elektrikli araç üretildi (05.01.2015), En Son Haber, http://www.ensonhaber.com/denizlide-5-ayri-elektrikli-arac-uretildi-2015-01-05.html, Erişim Tarihi: 01.09.2015

Volkswagen PDS teknolojisiyle yakıt tüketimini % 110 azalttı

1 Ekim 2015Kaparoz0

Volkswagen Ar-Ge Direktörü Ulrich Rachen 2016 model Volkswagen araçlara eklenen PDS teknolojisiyle, Volkswagen grubuna dahil araçların artık tassarufun da ötesinde sahiplerinin bütçesine katkı sağlayacağını açıkladı. Paralel Depo Sistemi olarak adlandırılan bu teknolojinin, akşam park yerinde, ışıklar tümüyle söndüğü zaman kendiliğinden harekete geçtiğini açıklayan Rachen “Sistem AHM (Akıllı Hortum Mekanizması) ile yakınındaki araçların depolarını analiz ediyor. Komşu aracın deposundaki yakıt sizin aracınız için uygun nitelikteyse, sistem otomatik olarak buradan benzin çekmeye başlıyor. AHM, çekim işlemine başlamadan önce yandaki aracın markasına da bakıyor. Diyelim ki Volkswagen marka aracınızın yanına bir adet Audi park etmiş. Bu durumda aynı gruba ait olan bu araçlar birbirinin deposuna yönelmek yerine HES (Hortum Ekleme Sistemi) yardımıyla iki hortumu uç uca ekleyerek bir ilerideki araca uzanıyorlar. Bu sistemle 150 metre ilerideki araçtan bile benzin çekebilecek bir teknolojiyi kullanıcılarımıza sunabiliyoruz.” dedi. Aracın uygun bir yere park edilmesi durumunda yakıt tüketimi değil yakıt üretiminden söz edilebileceğini söyleyen Ulrich Rachen “Akşam deposu boş bir şekilde park ettiğiniz araçla, ertesi gün 100 kilometre yapıp, deponuzda 10 litre benzinle eve dönmeyi istemez misiniz?” diyerek basın mensuplarıyla şakalaştı. Alman ve Türk mühendislerin ortak bir çalışması olarak ortaya çıkan PDS teknolojisinin patenti Volkswagen grubuna ait. Daha sonra söz alan Volkswagen Pazarlama Direktörü Stefan Meyer ise 2016 için belirledikleri sloganı ilk kez buradan, tüm dünyaya duyurdu: “Volkswagen aldığınızı komşunuza söylemeyin.”

TÜBİTAK: Mars’ı ilk kez müslüman astronotlar keşfetti

30 Eylül 2015Atacapon0

NASA’da çalışan bilim adamlarının Mars’ta su bulunması ile ilgili haberlerle gündeme gelmesi üzerine TÜBİTAK yetkilileri bir açıklama yaparak Mars gezegenine ilk kez Lagari Hasan Çelebi’nin önderliğindeki müslüman astronotların ayak bastığını, ancak su kaynaklarını bulamadıkları için geri döndüklerini duyurdu. Osmanlı kaynaklarına göre, Abdullah 11 uzay aracı ile gizli bir görevle Merih’e gönderilen Lagari Hasan ve mürettebatı, 16 Cemaziyelahir 1569 tarihinde salimen Merih’e ulaştı. Merih’e sağ ayağı ile adım atan Lagari, “Benim için küçük, insanlık için büyük bir adım” diye ahkam keseceğine, “Haydi Bismillah” diyerek islami usullere uygun olarak Merih’i fethetti. Ancak küçük bir şanssızlık eseri gezegenin su kaynaklarından uzak düşen Lagari ve ekibi Mars’ın kızıl toprağı ile teyemmüm abdesti almak zorunda kaldı. Namaz saatleri ve uzayda yellenmenin abdesti bozup bozmayacağı konularında yaşanan tartışmalardan sonra, astronotlarımızdan Cenabettin Efendi “Benim gusül abdesti de almam lazım, böyle teyemmüm falan nereye kadar” deyince apar topar dünyaya dönmeye karar verdiler. Dönüş yolunda Abdullah 11’in bir türlü kıble yönünü tutturamaması üzerine Lagari Hasan’ın “Hüsrev, bir maruzatımız var” diyerek Osmanlı Sema İlimleri Medresesi’ni araması, ilerleyen yıllarda Amerikalı astronotlar tarafından taklit edildi. Kadıköy’e iniş yapan Abdullah 11 uzay aracının konduğu yere, Merih’in demir oksitli kumlarına atfen “Kızıltoprak” adı verildi. Lagari Hasan Çelebi’nin Merih gezegenine inince okuduğu ezan, tam 400 yıl sonra ay yüzeyine inen Neil Armstorng’un kulaklarında yankılandı. Konuyu esir maddesinin varlığı ile açıklığa kavuşturan müslüman ilimadamları, uzayın boşluğunu dolduran ve CERN’deki ateist bilimadamlarının “Higgs Bozonu” diye halen arayıp durdukları esir’in yüzlerce yıl önce islam fizikçileri tarafından açıklandığını gururla ifade etmişlerdir. Ezan sesinin, Lagari Hasan Çelebi’nin başarılı yolculuğunu kanıtladığını belirten ilim adamları, “bakınız, olay çok basit; esir maddesinin yoğunluğu 4,2 gr/cm3. Böylece, ses dalgalarının esir içinde yayılma hızı saniyede 250 metre oluyor, bunu da ay ile merih arasındaki mesafeyle çarparsanız 400 sene ediyor, işte bu da evrim teorisini savunanlara kapak olsun” açıklamasını yapmışlardır. İslam aleminin ilim tarihine şanssız bir sayfa olarak kaydedilen Merih seferi esnasında su kaynaklarına ulaşılabilseydi, bugün Merih’te büyük bir Osmanlı Çeşmesi şırıldıyor, Neptün’de de görkemli bir cami inşa ediliyor olacaktı…

Çinli bilim adamları aromanın da aromasını yaptı

18 Eylül 2015Kaparoz0

Çinli bilim adamı Zxeo Cx, dün yaptığı basın toplantısı ile aromanın da aromasını yaptıklarını açıkladı. Zxeo, iki yılı aşkın süredir uğraştıkları projenin, geçen günlerde sonuçlandığını ve aromanın aromasını yapabilir duruma geldiklerini dünyaya duyurdu. Zxeo, aromanın aromasının aslından ayırt edilemediğini, kısa zaman içinde gerçek aroma kullanmaya gerek duyulmayacağını sandığını sözlerine ekledi. Soru yanıt bölümünde, bir gazetecinin “Ne boka yarayacak bu icat?” sorusunu iki kere duymamazlıktan gelen Zxeo, daha sonra kekeleyerek verdiği yanıtta, şu anki çalışmalarının bu soruya yanıt vermekten uzak olduğunu ancak bilimsel sürecin ileride bu soruyu da yanıtsız bırakmayacağını umduğunu söyledi. Gazetecinin, “Bilimsel sürecin de aromasını yapıp, aslından bizi kurtarabilir misiniz?” şeklindeki ısrarlı sorusu üzerine fenalık geçiren Zxeo, olay yerine gelen ambulansla toplantıyı terk etti.

Suda Giden Bisiklet

11 Eylül 2015Burak Kaya0

Sizlere bu yazıda, Amasya Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Otomotiv Teknolojisi Programı öğrencilerinin dönem ödevi olarak yaptıkları, Suda Giden Bisiklet projesini tanıtacağım.(1) Evet yanlış duymadınız, Türk öğrenciler tarafından geliştirilen bu bisiklet, hem karada hem de suda gidebiliyor. Şaka değil, yüzen bir bisikletten söz ediyorum sizlere. Teknolojik olarak dışarıya bağımlı olduğumuz, yeterli sayıda buluş yapamadığımız gibi sözleri sık kullananlar, yeni bir söz söylemeden önce, bu bisiklete iyice baksınlar. “İyi güzel de, bu bisiklet bizim ne işimize yarayacak?” diyenler olabilir. Eğer Konya’da yaşıyorsanız haklısınız, ancak yaşadığı yerden ırmak, dere, deniz geçenler için gerçekten çok yararlı bir buluş. Örneğin, İstanbul’da yaşayan bisiklet tutkunları, artık bu yeni icatla Üsküdar’a kadar bisikletle gelip, Üsküdar’dan denize açılarak Beşiktaş’tan yollarına devam edebilecekler. Şimdi, kendi evinizde veya atelyenizde bile yapabileceğiniz bu mucize aracın yapım sürecine geçebiliriz: Gerekli Malzemeler – 1 adet bisiklet – 6 adet damacana – Boru – İp – Küreğimsi, plastik malzeme Yapılışı Bisikletin arka tekerindeki tellere, bir pervane hissi verecek, küreğimsi plastik malzemeleri tutturun. Ön ve arka tekerin kadroya bağlandığı yerlere, boruları monte edip, uçlarına arkaya dört, öne iki tane olacak biçimde damacanalarınızı bağlayın. Bisikletiniz hazır, artık yola çıkabilirsiniz. Artıları Büyük Su Haznesi: Bisiklet kullanırken, özellikle de yaz aylarındaysanız, yaşayacağınız en büyük sorunlardan birisi suyunuzun tükenmesidir. Uzun yolculuklarda susuzluktan kıvranır, ara yollara sapar, bir çeşme arar ama bulamazsınız. Bu konunun yaşamsal olduğunu fark etmeyenlere şöyle anlatabilirim: Dünyada suyu bittiği için ölen bisikletçiler var. Suda giden bisikletimizdeyse, yanınızda ayrıca su taşımanıza gerek yok. Bisikletinize bağlı bulunan damacanaları, nehir çıkışında doldurduğunuzda, zaten 120 litreye varan su kapasitesine sahip olacaksınız ki bu da size neredeyse üç ay boyunca yetecek sıvıyı sağlayacaktır. Güvenlik: Karada seyrederken, bisikletinizi sıkıştıran araçlardan mı şikayetçisiniz, işte size çözüm. Aracınızın iki yanından çıkan boru ve damacanalarla artık tek başınıza bir şeridi kaplayacak genişliktesiniz. Zaten aklı başında hiçbir sürücü, boruya bağlanmış damacanalarla, ana yolda seyreden bir bisikletliye dalaşmayı göze alamaz. Hava Yastıkları: Suda yüzmesi için bisiklete tutturulan damacanalar, karada seyrederken de birer hava yastığı vazifesi görecektir. Allah korusun, kaza anında, arabanın tamponuyla sizin aranızda kalan damacanalar, bir hava yastığı gibi sizi koruyarak canınızı kurtaracaktır. Eksileri Rüzgar Freni: Bisikletinize bağladığınız damacanalar, tersten rüzgar alırken, fren yapıyormuşcasına sizi tutar. Rüzgar arkadan geldiğindeyse, bisikletiniz bir yelkenli gibi süzülerek uçmaya başlar. Park Sorunu: Eskiden yirmi santimlik bir araya sığan bisikletiniz yeni haliyle OGS gişelerine bile sığmadığından, park etmek için geniş bir alana ihtiyaç duyacaktır. Ancak bu da dünyanın sonu değil, ücretsiz bisiklet parkları yerine, kamyon ve tır park alanlarını kullanarak bu sorunu kolayca aşabilirsiniz. Ağırlık: Eskiden en fazla 15 kg. olan bisikletiniz seçtiğiniz damacanaya göre artık 25-30 kg. arasında. Bu durum tırmanışlarda sizi bir miktar zorlayacak olsa da yokuş çıkarken damacanayı icat eden kişiye ve yakınlarına söverek, motivasyonunuzu yükseltebilirsiniz. Bu buluşun, bir son gibi düşünülmesini istemem doğrusu. Çünkü gelişme her saat, her dakika devam ediyor ve biz elimizde damacanalarımızla her gün yeni bir kapıyı çalıyoruz. Yarın bu gençler, damacanayı tekerlek gibi kullanarak yürüyen bir damacana yapabilir mi? Neden olmasın? İhtiyacımız olan biraz hayal gücü, bir de damacana. Kaynakça: 1- Üniversite Öğrencileri, Modifiyeli Deniz Bisikleti Yaptı (17.06.2015), Haberler.com, http://www.haberler.com/bu-da-modifiyeli-nehir-bisikleti-7424117-haberi/, Erişim Tarihi: 02.09.2015