Kanal İstanbul’a Karşı Çıkmak Üzerine

Bazen okurlardan insanı umutlandıran mesajlar aldığım oluyor. İşin güzel yanı yalnızca bir görüşten değil bu mesajlar. Muhalefeti eleştirdikten birkaç saat sonra bakıyorum mesajlar gelmeye başlamış. ‘Umarım bu yazıyı yazmadan önce paranı almışsındır, çünkü artık hükümet maaşları zor ödüyor’ veya ‘maaşlı falanca’ gibilerinden mesajlar. İçim birden umutla doluyor, hükümetin yandaş yazarlara ne ödediğini bilmiyorum ama herhalde asgari ücretle çalıştıracak halleri yok diye düşünüyorum. Hemen bakıyorum banka hesaplarıma: Hiçbir hareket yok.

Kanal İstanbul için karşı görüşte birkaç şey yazdıktan sonra benzer mesajlar gelmeye başladı ama içlerinden birisi beni gerçekten umutlandırdı. Kanal İstanbul’a karşı çıkanların yabancı uşağı olduğunu hatırlatıp bana vatanı kaça sattığımı soruyordu. Ben de her zaman yaptığım şeyi yaptım. Hemen bir umutla banka hesaplarıma baktım ancak herhangi bir hareket yoktu. Nasıl olur diye düşündüm. Mesajı yeniden okudum, göndericinin kendinden emin diline bakınca bir satışın gerçekleştiğine yeniden ikna oldum. Bir satıcı olarak mesleğimde çok başarılı olmasam da iyi kötü pazarlık yapmasını biliyorum. Bir Kayserili değilsem de Ispartalı olarak elimden geldiğince ben de pahalıya satmaya çalışırım elimdekini. Yani en salak satıcı bile olsam, ben ‘Bu vatan beşe’ derim, o üç verir, sonra ikiye anlaşırız, bedavaya satacak halim yok herhalde gül gibi vatanı. Ayrıca genel anlamda satışların düşük olduğu şu günlerde, iyi kötü bir satış gerçekleştirmiş olmam da benim açımdan sevindirici.

Bazı arkadaşlar anlamakta zorlanabilir. Benim dinle, milliyetçilikle, edebiyatla uzaktan yakından ilgim olmadığı için ben bu satış işlerine teknik açıdan yaklaşıyorum. İster inanın ister inanmayın, bu yöntemle duygusal olarak bir destan yazılabilecek konuları iki dakikada çözebiliyorum. Vatan dediğimiz üstüne şiir de yazsan, kutsal diye de anlatsan, sonuçta bir coğrafyanın toprağı. Benim gibi satışçıların terminolojisinde buna arsa deniyor. Teknik açıdan bakınca arsanın tapusu kimdeyse vatan da onun oluyor. Şimdi satış kavramına dönelim. Sözlükte şöyle yazıyor: Satıcı ile alıcı arasında yapılan ve bir malın alıcıya verilmesi ve bunun karşılığında bir fiyat, bir değer alınması yoluyla yapılan işleme satış denir.

Artık toparlıyorum, vatan satışının gerçekleşebilmesi için satış öncesinde satıcıda arsa, alıcıda para olacak. Satış sonrasında ise arsanın alıcıda, paranın satıcıda olması gerekiyor, işin teknik tarafı bu. Böyle bir değişim olduğunda ‘Aha işte vatan şimdi satıldı’ diyebiliriz. Eğer fiyat yüksekse ‘Helal olsun, vatanı iyi sattı’, eğer fiyat piyasa fiyatının altında kaldıysa ‘Vatanı ucuza sattı’ denebilir. Tabii teknik olarak. Benim vatanı satmam için satış öncesinde bir arsaya sahip olmam ve satış sonrasında hesaplarımda bir artış olması lazım. Ama yok. Nasıl satış arkadaş bu, ne öncesinde toprak var, ne sonrasında para? Pazarda limon satsan üç beş cebine para girer, koskoca vatanı satıyorsun bir kuruş giriş yok. Yazıyı yazarken tekrar baktım, hesap bana bakıyor, ben hesaba. Ölü gibi benim hesap. Kendime sinirlendim, bir satışçının hesabı böyle mi olmalıydı? Hesap dediğinde girdi çıktı olur değil mi? Demin baktım, ancak çıktı çıktı olmuş benim hesapta.

Ben gene de kendimde bir eksiklik görmüyorum. Eğer yeterli imkânlarım olsaydı, ben de satabilirdim vatanımı. Kanal İstanbul dediğin Avrupa ile Asya’yı birbirine bağlayan yeni bir boğaz. Bir emlakçı kadar olmasam da ağzım iyi kötü laf yapıyor. Eğer elimde Kanal İstanbul tarafından bir arsa olsa, ‘Medeniyetler Köprüsü’, ‘Falanca Memleketin Kavşağı’, ‘Orayla Buranın Kavuşma Noktası’ der, alttan girer üstten çıkar ben bu arsayı satardım. Bakın kendime de güveniyorum, öyle ucuza değil, iyi bir fiyatla satardım vatanımı. Çinli, Avrupalı, Arap demez ilk gelen müşteriye okuturdum.

Ama olmadı… Kısmet değilmiş…

Ömrüm boyunca ne arsam oldu ne de paralı müşterim. Eğer kendine Kanal İstanbul taraflarında iyi bir satışçı arayan varsa oraya buraya mesaj göndermek yerine bölgedeki arsaların tapu satışlarının fotokopilerine ve satışçıların banka hesaplarına baksın. Doğru yerde ararsa, aradığı niteliklere sahip elemanları çok yakınlarında bulacağını düşünüyorum. Yeter ki işin teknik tarafına odaklansın.

Bakınca görecek. Onların iman dolu göğüsleri gibi şişkin banka hesapları var…

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.