Yaşlılar Ölünce

Yaşlılar ölünce üç mevsim kalır geriye. Radyoda bir kanal, fotoğraftaki radyo. Uzaktan görünmez ama sen bilirsin yine de. Eksilir bir tel saçından. Rüzgârı hafifler denizin (eskiden hırçındı). Unutulur geçmişin moda renkleri…

Kediler konuşur aralarında. Hangisi oturacak, kolu kırık tahta koltuğa?

Yaşlılar ölünce bir telaş başlar. Toprak huysuz, sancılanır. Sen de aldın mı kokuyu? Yaşlılar ilk vakitte, hızlıca gömülmeli. Ay büyür, ışık büyür, gece büyür. Çocuklar bir uyur, bir uyanır. Kapıda kolonya. Yalandan bir helallik. Ağıt yakılmaz yaşlılar ölünce.

İnsanın en hüzünlü yeri neresi biliyor musun? Ölüleri gömdüğümüz günden beri derin bir leke büyüyor yüzünde. Unutulmuş, gri bir çizgide saklı. Sen hep gökkuşağı diyorsun. Ama değil.

Bense bir balıkta büyüyorum. Bak, yüzgecinde duruyor. Doğum lekem. Denizin binlerce metre dibinde de olsa, her balık ölünce yüzeye çıkar değil mi? Düşün, cansızken bile pırıl pırıl pulları. Yaşlılar ölünce geriye pırıltı kalır. Denizin hiç ışık vurmayan yerlerinde ölmüş olsalar da. Kimsesiz, garip gölgeler, gece olunca çıkar deliklerinden. Evin duvarlarında dolanır.

Bir silah sesi duyulur önce. Vurulmamış gibi koşar, koşar, koşarlar. Koşanların içinde ilk sarılar ölür. Sesler büyür, kırılır, yere düşer. Aynı sırayla bir daha kırılır, düşer, büyür. Sonra yiter, hiç olmamış gibi olur. Sandalyenin üstünde, bir kenarda solup durur. Zaten sarıyken, bir kenarda solup durmak da nedir?

Yaşlılar ölünce yalnızca çocuklar değil, torunlar da öksüz kalır. Günler, haftalar geçer. Bir yaz akşamı kahve içerken, aniden anımsanır. Kahveyi ne severdi. Herkes sırayla eline alır, bırakır. Kimse atamaz. Kulpu kırık fincan, yıllar boyu dolapta kalır.

Bir ayakta platin, diğer ayak çukurda. Yaşlılar hep böyle, hepsi çürük yumurta. Yaşlılar ölebilir, ölecek, ha öldü ha ölecek derken. Utanmasalar dizip dolduracaklar bir çukura. Yıllar sonra bir çocuk bu günleri anlatacak. Şimdi olduğu gibi o zaman da birileri yalandan ağlayacak.

Yaşlılar ölünce bir gecede ak düşecek saçlarımıza. “Kalanlar hemencecik yaşlandı.” diyecek bir başkası, “Çünkü onları kurban ederken mikroplar bize de bulaştı”.

“Korkulacak bir şey yok” dedi az önce radyo “sadece yaşlılar ölüyor”. Tek güvencemiz onlar: Yaşlılar ölecek, biz yaşayacağız. Omuzlarında çok yaşamış olmanın suçu. Yaşlılar kurbanlık koyun gibi.

Yurdunun akarsularını, dağlarını, ormanlarını verenler şimdi pazen diker gibi kefen dikiyor yaşlılara. Mezar taşı falan da koymazlar herhalde. Biliyorsun, şiir miir yazılmaz yaşlılar ölünce.

Uyarı: Sitede yer alan yazı, haber, görsel ve diğer tüm içerik kurgudur.

Burak Kaya hakkında
Müzisyen, yazar.

Yorumlar

2 Comments

  1. Ağlayarak okudum yazınızı. “Yaşlılar ölüyor, çocukların yüzüne sinmiş korkunun renkleri. Gençlerin başında kavakyelleri. Ya bizim 70 kuşağı iki kolu yere düşer. Bir yanda esrik hayata adanmış çocukları, yaşlılar adım adım ölümü bekler. Ölüyor yaşlılar, anamın hüsran bakışları ille de çocuklarım der. Düşünmez kendini. Bilmez onu ne çok sevdiğimi. Bu nedenle gidemem yanına, sarılamam, öpemem şu acı dolu yüzyılda. Kapitalizmin pençesi hastalık, pençesi kan, pençesi zulüm, bu günlerde geçecek der anam, belki ben olmam yanında güçlü ol gülüm.” Sevgiyle kal Burak Kaya

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.




Loading Facebook Comments ...